İslam Ansiklopedisi - Namaz ve Biz - Esma-i Hüsnâ'dan Esintiler
   
Menü
  Ana Sayfa
  İletişim
  Yorum Ve Görüşleriniz
  Burdayiz
  Bize Destek Olun
  DOSTLARIMIZ
  Anket
  Ahir Zaman
  Al-i İmran Suresi
  Allah'tan Korkmak
  Allah'ın 99 İsmi
  A'raf Suresi
  Ashab-i Kehf
  Bakara Suresi
  BAS ÖRTÜSÜ
  Bediuzzaman Said Nursi
  Berat Kandili
  Büyük Günahlar
  Cennet Ve Cehennem
  Cinler
  Dinimiz
  Din Eğitiminde İnsanın Merkezileşmesi
  Din Ve İnsan
  El Zinasi
  Esmâül Hüsnâ
  Evreni Allah Yarattı
  Evrenin Ölümünün Ardından
  Esmaül Hüsnanin Önemi
  Esma-i Hüsnâ'dan Esintiler
  Esnaül Hüsna Faziletleri - Faydalari
  Esmaül Hüsna (Geniş Anlamlı)
  Esmaül Hüsna Zikirleri
  Filistine Destek İHH
  Filistine Destek K.Y.M
  Kiyamete Dogru
  Günün Konusu
  Site Haritasi
  Soru Cevap
  Şiirler
  Risale-i Nur
  Resim Galerisi
  İlahi Oku
  Peygamberlerimiz
  Gusül Ve Abdest
  Islamda Kadın ve Erkek
  Mezhebler
  Mucizeler
  ViDEOLAR
  SiiR
  Namaz Hakkında
  Namazın Edebi
  Namaz Vakitleri
  Namaz ve Sağlık
  Namazlar ve Niyet
  54 FARZ
  Zina Ve Çeşitleri
  Zinanin Kötülüğü
  Zina Ve Dünyevi Azabi
  Zinanin Uhrevi Azabi
  Göz Zinasi
  Göz Zinasi 2
  Gıybet
  Zulüm
  Kibir
  Kızmak
  Şehvet
  Haram ve Şüpheli Yemek
  Kur'an Ve Önemi
  Yunus Suresi
  Fil Suresi
  Kureyş Suresi
  Kuranin Önemi
  Kur'anin İnişi
  İnsan
  İbadetin Önemi
  Nefis
  Ölüm
  Oruç Ve Çeşitleri
  Oruçlarda Niyetin Vakti
  Orucu Bozan Şeyler
  Farz Oruçlar
  Oruç Çeşitleri
  Mübarek Aylar,Günler ve Geceler
  Kadir Gecesi
  Recep Ayı
  Regaib Gecesi
  Miraç Kandili
  Şaban Ayı
  Ramazan Ayı
  Şevval Ayı
  Kurban ve Kurban Bayrami
  Muharrem Ayı ve Aşure Günü
  Kutlu Doğum ve Mevlid Kandili
  Kıyamet
  Kıyamet Günü 1
  Kıyamet Günü 2
  Kıyamet Günü 3
  Hz. Mehdi
  İlahiler
  Karışık İlahi
 
  Esmaül Hüsna Esintisi Dergisi
  Ilk Müslümanlar
  Islam Tarihimiz
  Resimli Namaz Anlatimi
  Islam Alimleri
  Kabe
  Nasihatlar
  HlCRET
  Kuran Ögreniyorum
  DuaIar
  Ahlak Bilgileri
  Besmele Kampanyasi
  Tevhidisohbet
  Sahabaler
  Hadisler
  Osmanli Padisahlari
  Türkiye il ve ilçeler
  İl İl Namaz Vakitleri
  il il imsakiye - İftar Vakitleri
  Güzel Sözler
  Dursun Ali Erzincanlı
  Şifali Bitkiler
  ilmihal
  Unutulan Sünnetler
  İslami Resimler
  Salavat
  Bilim
  Ramazana Özel
  Kuran-ı Kerim Türkçe Meali
 
  Bediüzzaman Said Nursi Hayati
  Sözler
  Mektubat
  Lemalar
  Şualar
  Hür Adam Bediuzzaman Said Nursi - Fragman
 
  Atatürk
  Ödevler
 
  Teknoloji
 
  Google
  Faydalı Siteler
 
  Facebook
  Reklam

 



"O, yaratan, var eden, şekil veren Allah'tır. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun şanını yüceltmektedirler. O, galiptir, hikmet sahibidir.(Haşr-24)"

 
ALLAH
(Uluhiyete mahsus sıfatların hepsini kendinde toplayan İsm-i Azam)

RAHMÂN
(Bütün yaratılmışlar hakkında hayır ve merhameti tercih eden)

RAHÎM
(Çok merhamet eden, nimet veren)

MELİK
(Bütün kainatın tek sahibi ve mutlak hükümdarı)

KUDDÛS
(Hatadan, gafletten ve her eksiklikten münezzeh)

SELÂM
(Esenlik veren, kullarını selamete çıkaran)

MÜ'MİN
(Gönüllere iman ışığını veren, vaadine güvenilen)

MÜHEYMİN
(Kainatın bütün işlerini gözetip yöneten)

AZÎZ
(Yenilmeyen yegane galip)

CEBBÂR
(İradesini her durumda yürüten, dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olan)

MÜTEKEBBİR
(Her şeyde büyüklüğünü gösteren)

HÂLIK
(Büyün mevcudatı takdirine uygun şekilde yaratan)

BÂRİ'
(Bir model olmaksızın canlıları yaratan)

MUSAVVİR
(Her şeye şekil ve özellik veren)

GAFFÂR
(Daima affeden, tekrarlanan günahları bağışlayan)

KAHHÂR
(Her şeye her istediğini yapacak şekilde galip ve hakim)

VEHHÂB
(Karşılık beklemeden bol bol veren)

REZZÂK
(Bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratıp veren)

FETTÂH
(Zorlukları kolaylaştıran ve iyilik kapılarını açan)

ALÎM
(Herşeyi çok iyi bilen)

KÂBID
(Rızkı tutan, canlıların ruhunu alan)

BÂSIT
(Rızkı genişleten, ruhları bedenlerine yayan)

HÂFID
(Alçaltan, zillete düşüren)

RÂFİ'
(Yukarı kaldıran, yükselten)

MUİZ
(Yücelten, izzet ve şeref veren)

MÜZİL
(Alçaltan, zillet veren)

SEMİ'
(Her şeyi işiten)

BASÎR
(Her şeyi gören)

HAKEM
(Son hükmü veren)

ADL
(Mutlak adalet sahibi, çok adaletli)

LATÎF
(Yaratılmışların ihtiyacını en ince noktasına kadar bilip, sezilmez yollarla karşılayan)

HABÎR
(Her şeyin iç yüzünden haberdar olan)

HALÎM
(Acele ile ve kızgınlıkla muamele etmeyen)

AZÎM
(Zatının ve sıfatlarının mahiyeti anlaşılamayacak kadar ulu)

GAFÛR
(Bütün günahları bağışlayan)

ŞEKÛR
(Az iyiliğe çok mükafat veren)

ALÎ
(İzzet, şeref ve hükümranlik bakımından en yüce, aşkın)

KEBÎR
(Zatının ve sıfatlarının mahiyeti anlaşılamayacak kadar ulu)

HAFÎZ
(Koruyup gözeten ve dengede tutan)

MUKÎT
(Bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratip veren, bilip gücü yeten ve koruyan)

HASÎB
(Kullarının her yaptığını bilen, onları hesaba çeken)

CELÎL
(Azamet sahibi)

KERÎM
(Lütuf ve keremi çok bol ve çok geniş)

RAKÎB
(Büyün varlığı gözetleyip, kontrol eden)

MÜCÎB
(Dualara karşılık veren)

VÂSİ'
(İlmi ve merhameti herşeyi kuşatan)

HAKÎM
(Bütün emirleri ve işleri hikmetli olan)

VEDÛD
(Kullarını çok seven, sevilmeye gerçekten layık olan)

MECÎD

Türkiye'nin En Büyük
İslam Ansiklopedisi
Olma Yolunda Hızla Gelişen Bir Sitedir.
İslam Ansiklopedisi 2008 - 2017 ©

Esirgeyen, bağışlayan Yüce Allah'ın adıyla başlamak istiyorum söze.
O Allah ki; yaratan, koruyan, rızıklandıran, duyan ve görendir...
O Allah ki; hep var idi, hep var olacak ve O'nun için son yoktur...
O Allah ki; her şeyin sonunu bilir, hesap gününün sa­hibidir...
O Allah ki; bağışlamak için ufacık bir vesile bekler...
O Allah ki; yarattığı cümle âlemlere adaletle hükme­der, zulmedenleri sevmez...
O Allah ki; hiçbir kudret O'na karşı duramam durmaya kalkanlar, çetin azâbıyla kahrolurlar...
O Allah ki; dergâhına gelenleri, kendisine açılan elleri asla boş çevirmez...
O Allah ki; verdiği nimetlere şükredenleri, yaradılış gayesini fikredenleri ve yüce adını zikredenleri darda koymaz mutlak bir felaha çıkarır.
Yüce Yaratan'ın sonsuz kudretini, rahmetini, şiddetini ve izzetini düşündükçe; kelimeler dilime inciler gibi dizilirdi...
Allah'ın mübarek vasıflarını belirten 99 "Esmâ-i Hüsnâ"yı belirli sırası içinde bile olmasa, tamamını hazırlayamazdım...
Ne zaman bir yerlere gitmek üzere bir otobüse, bir vapura, bir minibüse ya da tramvaya binsem; kendi iç dünyama çeklilir, Esmâ-i Hüsnâ'yı bir bir hatırlamaya ve anlamları üzerinde tefekkür etmeye çalışırdım. Lâkin be­ceremezdim...
Araştırdım. Yüce Rabbimizi ve O'nun sonsuz kudre­tini anlatmaya çalışan “Münâcât” veya “İlâhî” tarzında birçok şiir olduğu hâlde, 99 Esmâ'yı birden içine alan şiire rastlamadım...
Birçok kitaplara imza atan, hele şiir gibi zor bir sana­ta talip olan biri olarak bu fakir düşündü ki, böyle bir çalışmaya gerek vardır...
Şair; hakkında Ayet-i Kerîme olan sanatkârdır. Teh­likeli bir sırat üzerinde yürüdüğü "Şuarâ" Sûresinde emredilmiştir...
Bu düşüncelerle, kalemimizi gönlümüzün okkasına batırıp, ilhamı yüce Yaratan'dan bekleyerek işe koyulduk..
Bu kitapla gönüllere bir feyz-i İlâhî sunabilirsek ne mutlu bize...
Bunlardan daha iyisi elbette yapılabilir. Biz bu kada­rını becerebildik... Hiçbir iddiamız yoktur. Maksadımız, gönüllerde "99 Esmâ-i Hüsnâ'dan Esintiler" meydana ge­tirerek, yüce Rabbimizin rızâsını kazanmaktır. Şüphesiz ki, Allah; Rahman ve Rahîm'dir.

Yârabbi kulluk sanadır, inandım ki ilâh sensin,
Esirgeyensin kulunu, her belâdan felâh sensin,
Yârab senin gazabından yine sığınırız sana;
Sığınacak liman sende, yâ İlâhî penâh sensin!..
Yârabbi!..
Yoktur sana müphemiyet, herşey sana ayandır.
Gönülden gelen bir ses bu,
Samimi bir beyândır...
Hayat binbir âvâz ile
Seyreden bir garip şarkı;
Tıkandık vuslat sesinde,
Yârab, bu ne tiz meyândır...
Nefsimiz bir yanda, İblis bir yanda,
Bir çizgi var aramızda can gibi;
O yanda mıyız, bu yanda mıyız?..
Yan yanayız yangınlarla gün boyu,
Yâ İlâhî yakma bizi nârınla,
Nurunla yandır!..
Gözümüzde küfrün kadife tülü;
Yârab, koyma bizi bize,
Gaflet uykusundan kalbi uyandır!..
Sana gelen yollar tozdur-dumandır;
Kalmadı Yârabbi dayanacak güç,
Ekmeğimiz taştır, suyumuz kandır...
Yok ise bir hükmü al aklımızı,
Bizi vuslat günümüze inandır.
Hangi elimizde amel defteri?
Durduğumuz ârâf hangi mekândır?
Uzaklarda değil ölüm meleği;
Eledik unları, astık eleği,
Yalnız sensin gönlümüzün dileği,
Kasırgalar kavuruyor feleği,
Belli ki âhir zemandır...
"Dön" emrinle herşey dönecek sana,
Titriyor her zerrem Allah dedikçe;
Bu an, o andır...
Rahmeyle fakire, al elim Yârab!
Bir ömür sonunda elimde kalan;
Allah diyen bir dil, bir kuru candır... [2]
ER-RAHMAN


Esirgeyensin İlâhî, şefkatindir derde derman,
Bizler kumuz, sen bizleri sevgi ile saran umman,
Lütfün ile rahmetindir kucaklayan âlemleri;
Rahmeyle biz kullarına, ey sevgisi ulu Rahman...
Yârabbi!..
Esigeyensin kullarını her belâdan,
Bağışlayan sensin cümle günâhları...
Duyan sensin gönüllerden çağlayan gizli ahları,
Sensin veren gönüllere sevgiyi...
Yâ İlâhî, gönüllerin çorağına
Sevgi yağmurlarını yağdıran sensin.
Âlemler sevgin ile devreder demden deme,
Anaya şefkati veren, aşkı seren sensin âleme...
Lutfunun sonsuzluğu sarılır sonsuzluğa,
Can gibi sevdaları emdirirsin çocuğa.
Küçücük bir yüreğe dağlar gibi sevgiyi
Sığdıran sensin...
Rahmetinle serinler çöllerde sıcaklar,
Şefkatin âlemleri bir tül gibi kucaklar...
Kahretmezsin senin rızân için sevenlere,
Zulmünü rahmetinden süzdürüp zerre zerre,
O sonsuz sabrın ile son çizgiye saklarsın...
Kahrında bile kula şefkat var damla damla,
Lutfunda, rahmetinde sonsuz bir ummansın..
Rahmedersin her mahlûka rızık ve ikramla,
Dertliye devasın Yârab, hastaya dermansın...
O ne zavallı akıl ki, Yaratan dururken,
Yolunu yokta bitirip ve İblis'e kansın...
İlâhî merhametinden bir katrecik nasib
Alabilen gönüller erilmez sevdaya sahib...
Merhamet bilmeyen yürek ateşlere yansın,
Lutfeyle ki İlâhî, yarattığın şu yürek
Her vuruşta o güzel adını zikreylesin,
Rahmeyle ki şu akıl hep seni fikreylesin,
Kerem kıl ki diller seni söylesin,
Hep seni ansın...
Esirgeyensin İlâhî, bağışlayansın;
Âlemleri merhametiyle saran Rahmân'sın... [3]

ER-RAHÎM


Rahmeti yağdıran sensin kuru ağaç dallarına,
Halkedensin vahaları gariplerin yollarına,
Rahîm sensin, merhametin menba't sensin İlâhî,
Bağışlayansın günâhı, acıyansın kullarına...
Yârabbi!..
Sen ki Rahîm'sin, bağışlayıp acıyansın,
Merhamet bilmeyen yürek utanç ateşiyle yansın...
Kullarının arasında gerginliği ören eller,
Ham meyveyi acımadan dallarından deren eller,
Senin yarattığın canı, cansız yere seren eller.
Merhamet bilmeyen yüreğe bağlı...
Elbette yücedir senin katında,
Sana niyaz için açık, rızân için veren eller,
Mazlumların yarasına merhameti süren eller...
Merhametin en yücesi şüphesiz sende İlâhî,
Merhametsiz rûh gerekmez şu garip tende İlâhî...
Bir koyun kuzusuna, bir ana yavrusuna,
Şefkat ve merhametle, sevgi ile yaklaşır.
Sevgi bilmeyen insan özünden uzaklaşır...
Veren sensin sevgiyi en katı yüreklere,
Merhamettir sarılan gönülde dileklere...
Yâ İlâhî, rahmeyle biz garip kullarına,
Senin gazabın çetin,
Senin azabın elîm;
Sen merhamet etmezsen ulaşır mı yarına
Benim dünkü emelim?..
Kan donduran ayazlarda çocuklar,
Çıplak ayaklarıyla ısıtırken buzları;
Senin merhametindir
Isıtan sonsuzları...
Ve sen merhametlilerin en merhametlisi,
Sonsuz merhametinden
Zâlimlere de dağıt.
Dağılsın metropollerin kör ve sağır sisi,
Dinsin iniltisi mazlumların,
Gülücükler gibi açsın dudaklarda ağıt,
Elem gözyaşları dönsün sevinç gözyaşlarına,
Ve ağıtlar tebessüme dönsün...
Rahmeyle Yârabbi,
Merhametle yarattığın şu dünya üzerinde
Mazlumların yüreğini yakan ateş sönsün...

EL-MELİK


Yârabbi sensin yaratan, yön verensin gökle yere,
Veylona ki mülk benimdir, der göğsünü gere gere,
Görünen ve görünmeyen cümle mülkü yönetensin;
Melik-i hakîkî sensin, hükmedensin âlemlere...
Yârabbi!..
Tasarruf eyleriz verdiğin mülkü,
Yarattığın mülk üstünde yaşayanların
Ne sonuncusuyuz, ne de ilki.
Sahibi sensin mülkün, üzerinde yaşarız biz
Otuz sene, altmış sene, seksen sene belki...
Sonra dön emrinle döneriz sana,
Yatağı mülk değildir ırmağa, çağlayana.
Çoğumuz anlamadan bakar gideriz,
Bizi bekleyen sona akar gideriz...
Hükmetti nice hükümdar verdiğin mülk üstünde,
Şimdi kimin başında tâc ve samur kürk üstünde?..
Küçücük aklımızın ermediği âlemler,
Senin mülkündür elbet,
Senin yed-i kudretinde gök ve yer,
Her gün göçüp gideriz mülkünden birer birer,
Yine almayız ibret...
Mülk senindir Yâ İlâhî,
Göçerken dârül bekaya nakledemeyiz.
Uyarız da nefsimize, akledemeyiz...
İblisin içimize yaktığı şu külhanda,
Kör olur gönül gözlerimiz.
Oysa bir yolcu gibiyiz
Bir ömürlük konağımız dünya denen şu handa.
Kibreder senin verdiğin güce,
Kendini dev sanan bunca, cüce,
Gezer mülkünün üstünde başı dik.
Bilmez ki sensin sahibi âlemlerin,
Sensin Melik...
Sen gazab eylersen bize nereye kaçarız?
Mülkünü terkedip gidecek mülk yok,
Şüphesiz ki senin merhametin çok,
Şu kısacık dünya seferimize
Son vermeden ömre biçtiğin süre;
Saadet lutfeyle mülkünde bize... 

EL-KUDDÛS


Uludur cümle sıfatın, şefkat sende, celâl sende,
Münezzehsin hatâlardan, hüsn-ü alâ cemâl sende,
Berisin her nakîsadan, benzerin yoktur âlemde;
Sensin el-kuddûs İlâhî, ki ekmel-i kemâl sende...
Yârabbi!..
Senindir cümle kemâl sıfatları,
Her türlü eksiklikten, noksanlıktan münezzehsin.
Tenzih ederiz seni her hatâdan ey tekaddes,
Sensin gönlümüzün sevdası, gerisi hevâ ve heves,
Yarattığın herşey güzel,
Herşey temiz ve mukaddes...
Kirleten biziz yarattığın güzellikleri,
Temiz düşüncelere kara sürer ellerimiz.
İblis mızrap vurur şer telimize,
Fena söyler dillerimiz...
Sen ki bir katrecik kar tanesine
Binbir güzelliği nakşedensin,
Çiğ damlamış gonca güller üstünde
Gönüllere güzelliği sunan sensin...
Seni ömründe bir kez anmayan kulları da,
Anan sensin.
En ücra köşesinde gafil yüreklerin
Sevda sevda yanan sensin.
Günah bizden sâdır olur, hatâ bizden gelir,
Kusur bizdedir İlâhî, münezzehsin her kusurdan.
Aydınlatan sensin gönülleri,
Bize de lutfeyle o İlâhî nurdan...
Kusursuzluk sana mahsus, bağışla kusurumuzu,
İçimiz ayrıdır, dışımız ayrı,
Bilen sensin bilinmezleri,
Sana iltica eyleriz, merhamet senindir gayrı...
Batmışız boyumuzca bataklara,
Günahlar boynumuzda dizi dizi.
Kaybetmişiz kendimizi,
Dağıtmışız bendimizi,
Berî kıl günahlarımızdan
El-Kuddûs vasfınla bizi... [6]
ES-SELÂM


Senden gelen her emir, sanki gülşenden gelir,
Safâsi ruhu sarar, kokusu tenden gelir,
Erdirirsin lutfunla her zoru selâmete,
Selâm sensin yârabbi, esenlik senden gelir...
Yârabbi,
Muradındır senin huzurla barış,
Kabul görür indinde gönülden her yakarış...
Hayır ve şer sendendir,
Ne gelirse senden gelir, ne edersen sen edersin,
Diler isen her zorluğu kullara esen edersin...
Nefse uyup isyan eden elbet düşer melâmete,
Düğümlenen cümle zorluk sende erer selâmete…
Senden uzaklaşan yürek, katılaşır zâlim olur,
Darda kalır ise kulun
Ve çağırırsa gönülden seni,
Erer elbet kurtuluşa, sâlim olur...
Büklüm büklüm akar dere,
Yollar dolam dolam gider...
Yıldızlardan yıldızlara, dağdan dağa, çağdan çağa
Meleklerin kanadında,
Seher yelinin sesinde senden selâm gider...
Senden alır ilhamını aydınlığa açan güller,
Seni söyler dertli bülbül,
Seni teşbih eder diller...
Yolunu şaşıran garip,
Menziline ilhamınla bulur yol,
Ganîdir merhametin, lûtfun bol, ikramın bol...
Lutfeyle, zorluklara nâçar kılıp verme bizi,
Asan eyle işimizi, zor yola gönderme bizi...
Biz ki âciz kullarız,
Sen ki sonsuz kudret sahibi,
Şüphesiz zora sokmazsın
Sana sığınan garibi...
Sen darda kalan kulları selâmete erdirensin,
Selâmet sende İlâhî, kalbe esenlik verensin...
Sensin gönülde ilham, sensin dillerde kelâm,
Es-Selâm'sın Yâ İlâhî, es-Selâm!..
Yâ İlâhî gazab edip yakma bizi melâmete;
Selâm sensin, her darlıktan çıkaransın bizi selâmete.

EL-MÜ‘MİN


Sensin kılan bizi emîn her endişe ve korkudan,
Kullar endişesiz uyur, korkusuz kalkar uykudan,
Va'dine güvenilensin, güven veren sensin yârab;
el-mü'min vasfınla bizi uzak tutma bu duygudan...
Yârabbi!..
Eminiz encâmımızdan,
Çünkü sensin yaratan, yargılayan...
Adline sonsuzdur itimâdımız,
Yine de endişeliyiz yalnız...
Adlinle hükmedersen, bu âmelle yandık,
Merhametinle hükmeyle, seni Rahîm diye andık.
Sen ki ulûhiyyetinden emîn olan Hak'sın,
Eminiz Hak diyenleri yakmayacaksın...
Yaratansın, imân ettik, emânetiz sana,
Eminiz lütfedeceğin o sonsuz ihsana...
Canımızla, malımızla, ırzımızla her dem,
Esirgeyen kudretinden emindir her âdem...
Sen ki sözünde sabit, va’dinde durursun,
Âhirette vereceksin mükâfatı, mücâzatı.
Görecek cümle kulların orda Mü'min olan zâtı...
El-Mü'mîn yaraşır senin İlâhî zâtına,
İnandık, imân eyledik senin cümle sıfatına...
Gün gelir ki, orda zaman olmaz, zemin olmaz,
O mizanı düşünenler senden nice emin olmaz?..
Eyle bizi salâha erenlerden Yârabbi,
Sana gelip felaha erenlerden Yârabbi...
Teslim olup İslama gelenlerden eyle bizi,
Huzuruna imân ile gelenlerden eyle bizi...
Mü'min kullarının arasına kat,
Çünkü el-Mü'min sendeki bir ulvî sıfat...
Emin eyle bizi dünyamızdan, ukbamızdan,
Razı ol imânımızdan...
Zira senin emrine lâyık değil amelimiz,
Titrer sana açıldıkça hicap ile elimiz...
El-Mü'min sıfatınla emin eyle gönlümüzü,
Sana karşı bozulmamış yemin eyle gönlümüzü.

EL-MÜHEYMİN


Yönlendirensin âlemi, cümle işi yönetensin.
Yörüngesinde dünyayı gece gündüz denetensin,
Düzenleyen cümle seyri, ayarlayan hayr ve şerri,
İnsanları her işinde murakabe eden sensin...
Yârabbi!..
Yaptığımız her işten haberdâr olansın,
Bilirsin yaptığımız türlü işi...
Yârabbi, bizleri hayr işlere yönelt,
Yaptırmasın İblis bize şerli işi, kirli işi... ,
Yönlendirensin âlemde her ki ne var ise,
Yaptığımız amellerin sonu nâr ise,
Yönlendirme ol cihete Yârab!..
Bizi esir etme nefse, uydurma İblis'e,
Ki senin rızâna uygun hizmette kalalım;
Sana lâyık kullarından olalım...
Ne var ki şu âlemde senin kudretinden ırak,
Yakamaz odunu od, kıramaz taşı balyoz,
Kesemez otu orak, Rüzgâr kaldıramaz toz...
Sen ki görmediğimiz nice kuytularda hep
Yarattığın herşeyi görür ve denetlersin,
Rızân olmazsa eğer zehirleyemez akrep,
Onu kendi ktskacıyla kenetlersin...
Düzenleyen sensin elbette cümle işleri,
Seyyarelerin seyri, gidiş gelişleri,
Senin kudretinle olur Yârabbi...
Ayarlayansın zamanı, lahzaları bir bir,
Senin emrinle olur denizde med ve cezir...
Başak olan tohum, ağaç olan fidan,
Müheymin sıfatının hükmüdür ey Yaradan...
Herşey sana aşikâr,
Bilirsin gönlümüzden geçenleri her saat,
Biz de biliriz seni ve ederiz itaat...
El-Mühyemin’sin İlâhî,
Sen yönlendirmesen eğer nereye gider bu yollar?
Sana doğru yönlendir,
Allah deyip de sana gelebilsin garip kullar... 


EL-AZÎZ


Yoktur eşin ve benzerin, ulu şöhret sende yârab,
Hüküm senindir İlâhî, yüce kudret sende yârab,
Erilmez payeler sende, üstünlükte üstüne yok;
Yârabbi sensin el-Aziz ulu izzet sende yârab...
Yârabbi!..
Eşi, dengi, benzeri olmayan sensin,
Sensin hiçbir zaman mağlub olmayan.
İzzet ve kuvvet senindir,
Senindir tek ihtişam...
Şerefli sensin İlâhî,
Bize verdiğin şerefle müşerrefiz,
Eşref-i mahlûkat payesi verdiğin biz
Rahman vasfını bilip, asla ümitsiz değiliz.
İstemeyiz bu şeref, esfel ile gölgelensin,
Güçlü olan sensin Yârab, daima üstün gelensin...
Dilersen edersin zelîl,
Dilersen eylersin azîz.
Zayıf ve âciz kullarız, neyimize kibrederiz?..
Var idin yokken âlemler,
Yok olunca cümle âlem, kalan sensin.
Sana mahsustur o izzet, zira Azîz olan sensin...
İblis bile andeyledi senin yüce izzetine,
Yaratan sensin İlâhî, kim erişir kudretine?..
Azîz sensin, sana lâyık her ihtiram,
Cümle varlık sendeki o sonsuz kudrete râm...
Sensin fevkinde herşeyin, sensin Ulu,
Elbette darda koymazsın, sana gelen garip kulu.
Verensin sen izzetinle her taama ayrı lezzet,
Bizler ki garip kullarız,
Senindir o mutlak izzet...
Yenilsek de nefsimize yenilmeyen İlâh sensin,
İmân ettik kudretine, Azîz olan Allah sensin...
Ta'zim eder seni gökler,
Ta'zim eder seni yer.
Ey benzeri bulunmayan tek İlâh,
Bize sıhhat, bize rızık, gönlümüze huzur ver... 


EL-CEBBÂR


Kişi kibriyle küçülür, azamet sende İlâhî,
Soldu nice bin güzellik şu fâni tende İlâhî,
Engel tanımayan kudret zâtına münhasır yalnız;
Doludizgin deli çaylar takılır bende İlâhî...
Yârabbi!..
Senin ilhamınla çağlar,
Köpük köpük akar dere.
Göğü tırmalayan dağlar,
Bir gün secde eder yere...
Doğudan batıya kadar,
Güneş batmayan ülkeye
Hükmeden nice hükümdar,
Bir ömürlük zamanı mahmuzlarken
Koptu dizgini hayatın...
Üç-beş günlük saltanatın
Yeller eserken yerinde,
Esen senin sevdândır efil efil
Seher yelinde...
Sen ey hiçbir kudretin
Yetmediği sonsuz kudret!..
Kendinde nice kudret vehmeden şaşırmışlar,
Gün olmuş senin sonsuz sabrını taşırmışlar;
En azgını yok olmuş en azgın emelinde...
Muktedire verdiğin kudret senin elinde,
Yunus'a verdiğin ders, Davud'a verdiğin ses,
Mecnûn'a verdiğin aşk inler gönül telinde...
Sen ki, ey sonsuzluğu bir zerrecik gören göz,
Sen ki, ey gönüllerde sevda tutuşturan köz,
Sen ki yoktan var eden, hep var olan Ulu Zât,
Ne olur, kulluğundan bizi eyleme azat...
Sen ki, zâlime düşman,
Mazluma, Hakk diyene, doğru yolda arkadaş,
Sen ki dertliye sabır,
Öksüze, sevgi ile kotarılmış özge aş...
Sen ey kudretine güç yetmeyen Pâdişâh,
Akıl nice anlasın, diller nice söylesin?
Şüphesiz ki biz seni nasıl düşünüyorsak;
Lûtfunla, himmetinle, kudretinle öylesin...
Kerem kıl Yâ İlâhî,
Râm olur kudretine gönlü sana yâr olan,
Sen ey kudret sahibi, Ganî ve Cebbar olan... 


EL-MÜTEKEBBİR


Kibriya sensin ilâhî, sual olmaz hikmetinden,
Azamet sendedir yârab, ötesi yok kudretinden,
Ol hamakat ehlidir ki, tekebbür eder gücüne;
Yalnız sana sığınırız celâlinden, hiddetinden...
Yârabbi!..
Azamet senin, kudret senin, hikmet senin,
Elbette merhamet sende, kullarına himmet senin...
Veren sensin, alan sensin,
Her dem bakî kalan sensin,
Rızık senden, nimet senin,
Zâlimlere hiddet senin,
Mazlumlara munis eser meltemler,
Zulmedene elbette en yüce şiddet senin...
Fir'avna verdiğin akıl almaz ibret senin,
Nemrud'u mahfeyleyen bir küçücük sinekse,
Elbette bir sineğe verdiğin kudret senin...
Yâ İlâhî, kudretine mağrur olan hükümdar,
Üç-beş günlük ömrü kadar olabilmiş payidar...
Tekebbür neyine kulun, ne kadardır kudreti?
Sadece kırk sene sürdü Süleyman'ın devleti...
Ebedî devlet senindir Yârabbi,
İlâhî hikmet senindir Yârabbi,
Fâni ömrünce sürer her sultanın saltanatı,
İnandık ki, yönlendiren sensin cümle kâinatı...
Bu dünyada kibredenler lütfettiğin kudretine,
Kibirlenip mestolanlar üç-beş günlük şöhretine,
Gün gelince sığınacak senin ulu kudretine,
Yaratılan muhtâc olur Yaratan'ın himmetine,
Bizi saptırma İlâhî, isyan yolu cihetine,
Sığınmışız aczimizle senin ulu devletine,
Erdir bizi hidâyete, erdir bizi rahmetine...
Karanlık dehlizlerde kayboldu aklımız,
Senin himmetin olmazsa Yârab perişanız...
Mütekebbir senin vasfın,
Her işte azametin var, yüceliğin hep aşikâr,
İnandık biz sana ey yâr,
Nurunla aydınlat bizi, sönmeyecek ziyasın sen,
Vurursun kibirlinin kibrine kibrinle kelepçe;
Azîm ve Kibriya'sın sen...

EL-HÂLIK


Yoktan var edensin yârab, âlemleri yaratansın,
Derdi dermanıyla verip, çâresini aratansın,
Verip idrâkin ipini nefsin, iblisin eline;
Yarattığın şu âlemde yaşayan münkir utansın!..
Yârabbi!..
Devrettikçe devrân icre kürreler,
Aklımız acze düşer...
Sonsuzlukta bunca âlem, gökle yer,
Kürreleri oluşturan zerreler,
Zikreder de senin yüce adını,
Neden idrak etmez şu garip beşer
Bedenini halkcdenin yâdını?..
Yerde akar, göğe çıkar, bulut olur bir damla su,
Gün kavurur, çöl tutuşur, umut olur bir damla su,
Dere olur, yanlan yarpuz tutar,
Zemheride kalıp kalıp buz tutar.
Bahar gelir çağıldar uğultusu...
Bir damlacık sudan oluşan beden,
Su kadar aklın yok, bu kibir neden?..
Bilmez misin yaratılmış her nesne O'nun eseri?
Ey hercai nefse uyan,
İblis peşinde koşan serseri!..
Uyan bu gafletten, uyan!
Yoktan var eden o kudret,
Varları yok eder elbet...
Gök gürlese yer ürperir sesinden,
Dünya denen şu kürre
Bir an için şaşırıp, çıksa yörüngesinden
Toprak bir deniz olur, denizler toprak olur;
Halkedilmiş ne varsa, bir anda helak olur...
Yâ İlâhî medet senden,
Bir hiçiz biz, Hâlık sensin...
Bir katrecik kan ve sudan
Ne sultanlar halkedensin...
Yaratan sen, yöneten sen,
Nice ben derim bana ben?..
Yürür beden cana gider,
Damla çaya, çay ırmağa, ırmaklar ummana gider.
İmân ettik Yâ İlâhî,
Alemler devreder durur,
Esen rüzgâr, doğan insan, yağan yağmur,
Herşey senden gelir, sana gider... 


EL-BARÎ


Yaratansın güzelliği; ey en güzel, sen ey güzel,
Hâline hamdeden hamal, sana kul olan bey güzel,
Çiçekteki renk ve yaldız, gökyüzünde kayan yıldız,
el-Bâri'sin yâ ilâhî yarattığın her şey güzel...
Yârabbi!..
Senin eşsiz sanatın var güzelde,
Yedilin filizde, sarın gazelde...
Sen varsın İlâhî nakısında çiçeklerin,
Sonsuz kudretin çağıldar akışında gerçeklerin.,
Bu nice güzellik Yârab denizin yakamozunda,
Erir nice renk ve ışık, ürperir
Kelebek kanatlarının altın tozunda...
Ezeli ebede taşıyan sensin;
Semâya serilen Samanyolu'nda,
Bin derya resmeden balık pulunda,
Binbir sevda ile ışıyan sensin...
Bahar dalındaki o nazenin renk,
Tomurcuklardaki o sıcak ıtır
Damla damla içimizi ısıtır...
Tavus nakışındaki o akıl almaz ahenk,
Tutuşan gönüllerde İlâhî sevdaya denk...
Aşıkların sevdanı içer gönül gözünden,
Bin gündüzü yudumlar gecenin gökyüzünden.
Öperken kardelenler mor dağların karım,
Kim çözer başı karlı dağların esrarını?..
Çöl kavuran güneşte görmeyen gözler üşür,
Yarasalar karanlık kuytularda büzüşür...
Berisin her hatadan, münezzeh her kusurdan,
Bizler çamurdanız Yârab,
Bulaştırma bize bizi.
Sevgi yoksa yolumuzun ucunda,
Ulaştırma bize bizi...
Bizler çamurdanız Yârab, çamurdan...
Bir fanus giydir gönlümüze
İmân işlemeli İlâhî nurdan...
Yarattığın herşey güzel Yârabbi,
Yarattığın gönlümüzün yârisin.
Senin eşsiz sanatın var güzelde; Bâri'sin... 


EL-MUSAVVİR


Göğe nakış, yere akış, suya içim veren sensin,
İşlevince her canlıya bir tür geçim veren sensin,
Yaratan sensin ilâhî her varlığı bir şekilde;
Dengeleyip, her surete özge biçim veren sensin.;.
Yârabbi!..
Yarattığın her canlıya özge suret,
Halkettiğin herşeye özge biçim verensin.
Onca benzerlik icre, tefrik için kulları,
Küçük ayrıntılarla büyük fark gösterensin...
Her çehrede iki göz, ağız burun ve kulak,
Bunca beşer nedense benzemez birbirine.
Sensin kâdir-i mutlak,
Bunca sığ ve derine
Sensin şekli resmeden...
Dağlarda ayrı rakım, derede ayrı biçim,
Rengi yeşil olsa da, ayrıdır çayırla çim...
Ömrü üç saat süren kelebek kanadına,
İşlersin akıl almaz binbir desenli bir tül,
Birkaç günlük ömr için, yarattığın gonca gül
Açılır katmer katmer dikenli dallarında...
Yarattığın kuşların kanadındaki nakşı,
Ne ressamlar resmeder, ne şair eder tasvir...
Musavvir sensin Yârab,
Senden alır ilhamı, senin yarattığını
Tasvir edenler ancak...
Bir deniz kabuğunda sıralanan şekiller,
Küçücük karıncalar, o dev yapılı filler,
Mor menekşe, pembe gül, kırmızı karanfiller,
Küçücük bir gagada sayısız bunca çiller
Hep senin sanatındır,..
Avazdaki rikkati bülbülün çilesinde,
Meltemdeki şefkati atların yelesinde,
Doyumsuz serinliği suların lülesinde
Sen sunarsın kullara...
Musavvir sensin İlâhî, kimse tasvir edemez
Senin yarattıkların nesnede şekli bile,
Toplarız verdiğin güzellikleri,
Bizlere görmek için verdiğin gözler ile... 


EL-GAFFÂR


Gecelerin zulmetine seren sensin sabahları,
Duyan sensin nadim olan gönüllerdeki ahları,
Bulut nasıl örtüyorsa bir tül gibi yıldızları;
Sensin örten, yine sensin bağışlayan günâhları.
Yârabbi!..
Bin ridâya sarsak da bir günâhı,
Gören sensin...
Giren sensin gönüllerin gizli dehlizlerine.
Ağarmaz sandığımız dipsiz karanlıklara,
Açılmaz bildiğimiz toprakta en derine
Zavallı aklımızca gömdüğümüz her günah,
Bir yıldızda ağarır,
Bir filizde yeşerir;
Çarpılır çehremize bir avuç katran gibi,
Ruh bu utançla erir...
Oysa sen o mübarek Gaffar sıfatın ile
Örtersin günahları;
Kumların üzerine kapanan umman gibi...
Kulların belleğine gerersin perdeleri,
Her günâhın üstüne örtülen nisyân gibi...
İstersen gölgelersin güneşi bir bulutta,
İstemezsen bilinmez işlenen gizli günâh.
Ağarmaz karanlığın böğründeki kara ben,
Gecelerin alnında ağaran bir tan gibi...
Ve sen hep bağışlarsın günâhını kulların,
Köleye rahmeyleyen âdil bir sultan gibi...
Sultanlar sultanı sen,
Her neyi murad etsen
Yaratırsın o anda...
Zaman emrinle çağlar, ilmindedir her mekân,
Sararsın mekânları bir özge mekân gibi...
Yârabbi, sen herşeyi her mekânda görensin,
Bizler ki günahkârız...
Hatasız olan sensin, biz hatamızla varız.
Ört günâhlarımızı ve affeyle Yârabbi,
Bize bir arkadaş ver bu çetin yolumuzda;
Gönlümüzde üzeri örtülmüş imân gibi... 

EL-KAHHAR


Sensin âlemin sahibi, sensin her dem gâlip olan,
Yenilmeyen kudret senin, cemâlindir calip olan,
Kahredersin kudretinle, kudretine kibredeni;
Hamakat ehlidir elbet kahrolmaya talip olan...
Yârabbi!..
Cümle zerrâtı hem içinden, hem dışından,
Senin sonsuz kudretindir kuşatan...
İbret gerek biz kullara kelebeğin nakısından,
Pençesinden arslanların, ceylanların bakışından,.
Şüphesiz sensin yaşatan
Ölü bildiklerimizi...
Senin kahir kudretini elbette ki anlar
Yanılıp da kahrına uğrayanlar...
Yaratan gensin İlâhî, her yerde sen varsın,
Her dem gâlib olan sensin,
Lütfedersin dilediğin kullarına,
Zâlime karşı Kahhârsın!..
Dilersen lutfun ile kulları âbâd edersin,
Dilersen helak eder, ömrünü berbâd edersin...
Hiç kimse kuşatmandan kurtaramaz kendini,
Takarsın bileğine çözülmez kemendini...
Dayanamaz kahrına ne semâvât, ne de yer,
Sonsuz kudret senindir, âlem sana baş eğer...
İmân, irfan, adalet vesiledir lûtfuna,
Elbette kahredersin her kim ki uymaz buna...
Küfür, isyan ve zulüm sana baş kaldırmaktır,
Emrine uymayanlar perişan olacaktır...
Kahreyledin nice Nemrud'u sen ki Ey Kahhâr,
Bilebilsek ki kahrından daha çok lutfun var...
Hilmin de güzel İlâhî, cemâlin de güzel,
Şüphesiz ki her lafz-ı celâlin de güzel...
Kahhâr olan da sen, Latîf olan da sen,
Bizi kahretme Yârabbi,
Bağışla isyanımızı, bizlere lutfeyle...

EL-VEHHÂB


Kuşa yuva, derde deva, yorguna hız veren sensin,
Hibedir her verdiğin şey; karşılıksız veren sensin,
Hidâyet ver kullarına, lutfeyle bizlere yârab;
Vehhâb olan, adın ile, elbet yalnız veren sensin...
Yârabbi!..
Eğer vermezsen,
Kimin olur malı mülkü?..
Dağlara kar, gönüle yâr, kışa bahar veren sensin...
Kirpiye dikeni, samura kürkü,
Dallara bâr, güllere har, hastaya nar veren sensin.
Vîrânı âbâda, kısırı evlâda
Nisyânları yâda erdiren sensin.
Meyveyle donatan sensin dalları,
Kış gelince mor dağlara ak kan,
Kıştan sonra yaylalara baharı
Nakış nakış serdiren sensin...
Sensin elbet Yâ İlâhî, tadı veren dilimize,
Çeşit çeşit hünerleri veren sensin elimize...
Yaratmasaydın yerleri
Nerde barınırdık Yârab?..
Yağmur verirsin bulut bulut,
Gayret verirsin umut umut,
Serhaddi yok arzularımızın,
İsteklerimize yoktur hudut...
Biliriz ki, yok yoktur senin için,
Biliriz ki, sonsuzdur nîmet hazinelerin...
Bol bol bağışlarsın her nimetini
Karşılık beklemeden...
Sen ki, sana isyan edeni bile,
Rızkınla rızıklandırır, yaşatırsın mülkünde.
Kısmadın hiçbir canlının rızkını
Ne sonunda, ne ilkinde...
Vehhâb'sın,
Hibedir tüm verdiklerin.
Câhile bilgiyi,
Garibe ilgiyi gönderen sensin...
Sen yaratan, yaşatan, yönlendiren Rab'sın,
Her nimeti hibe eden Vehhâb'sın...

ER-REZZAK


Yâ ilâhî, her şeyi sen tefrik edip ayıransın,
Mazlumları, öksüzleri, güçsüzleri kayıransın,
Rezzâk olan yalnız sensin, yarattığın her canlıyı
Sana isyan etse bile rızkın ile doyuransın...
Yârabbi!..
Ey her canlının rızkını tekeffül eden Allah,
Rızkımızdan şüphe mi? Tevbe, estağfirullah!..
Birinin rızkı için biri olsa da vesile,
Şüphesiz ki o ulaşır hep senin keremin ile...
Yaşadıkça vereceksin eksilmeyen hazinenden,
Deniz altında balığa, yer altında solucana,
Hiç kesilir mi umut, senden, senin kereminden?
Veren sensin her bedene, her ruha, her cana...
Nasıl beden alıyorsa her nebattan gıdasını,
Ruhlara da sunan sensin huzurunu, sevdasını...
Ayağıyla getirirsin kötürüm kurda kuzu,
Kör kuşun gagasının önünde biter dan.
Düşler ihsan edersin doyurup uykumuzu,
Edersin bir arslanı kırk tilkinin medarı....
Rezzâk sensin Yâ İlâhî,
Çok verirsin, az verirsin.
Yaşatırsın verdiğin ömür içinde canlıyı.
Kimini inleterek, her seher niyaz verirsin,
Bilen sensin geleceği, imkânsızı, imkânlıyı,
Göçere mekân verirsin, garibe imkân verirsin...
Nasıl doyuruyor isen yiyecekle, içecekle,
Gözleri de doyurursun çeşit çeşit çiçekler.
Ruha huzur, kalbe sevda,
Yuvalara mut ve umut...
Senin sonsuz hazinenden keremine yoktur hudut.
Yâ İlâhî sensin Rezzâk,
Yeşil, sarı, kırmızı mor,
Nebat verir kara toprak...
Bir dâneden yüzlük başak,
Bir tohumdan koca ağaç,
Rezzâk olan o ki sensin, kim kalır aç?.. 

EL-FETTAH


Açan sensin kapıları kurtuluşa birer birer,
Cihâna sığmayan sevdan gönül kapısından girer,
Fettâh sensin, her kapının anahtarı sende yârab;
Kullar ulu divânına açık dergâhından erer...
Yârabbi!..
Bir kapıyı açmadan, kapatmazsın bir kapıyı,
Açacak anahtar sende her kapıyı...
Senin yüce dergâhın açıkken her kuluna,
Gafil odur ki, gelenin yüzüne örter kapıyı...
Karşımıza duvar gibi dikilen her zorluğa,
Bizi cendere gibi sıkıp saran her darlığa
Kurtuluş ve ferahlık kapısı açan sensin...
Biz küçücük bir emelin koşarken peşinden,
Görüp gafletimizi, kapatıp o kapıyı sen,
Sonsuz mutluluklara kapıları açan sensin,
Mutluluğu çiçek çiçek gönüllere saçan sensin,..
Yâ İlâhî Fettâh sensin,
Kullarının arasında adâletle hükmedensin...
Bırakmazsın mazlumun âhını zâlimlere,
Bir kulun huzurunda alın vurursa yere,
Eser kışına bahar,
Açılır önünde cümle kapılar...
Sen lütfedersin de açılmaz mı?
Açılmaz sanılan çelik kapılar,
Aşılmaz sanılan dağlar,
Bitmez sanılan acılar...
Bitiverir bir lâhzada, huzur bulur gönül,
Tomurcuğa durur kurudu sanılan gül,
Yeniden çiler sevdasını sustu sanılan bülbül...
Gariplerin suratına kapanan büyük kapılar,
Sen kerem edince, açılır ardına kadar...
Çünkü sen Fettâh'sın,
Sen ki, âlemleri yaratan Allah'sın...
Nice baş kaldırır sana -hâşâ-, yarattığın şey,
Sen istersen hizmet eder hizmetindekine bey...
İnandık Ey İlâhî,
Şerîki olmayan Allah sensin,
Açan sensin her kapıyı, Fettâh sensin...

EL-ALÎM


Gayb açılır ilmin ile, sana gizli mekân yoktur,
Akan şu zaman içinde sana müphem bir an yoktur,
Alîm sıfatındır senin, sır aşikârdır ilmine;
Düşünceyi bile senden gizlemeye imkân yoktur...
Yârabbi!..
Herşeyi bilensin;
Uçan kuşun konacağı dalları,
Ayaklara serilecek yolları,
Gecenin ardından doğacak sabahları,
Kahkahanın peşindeki ahları,
En kuytu köşelerde işlenen günâhları,
Sahralarda sevdaya susamışı,
Filiz iken ney olacak kamışı
Bilen sensin...
Bilinmezde buğulanan esrarı,
İlmiyle silen sensin...
Yâ İlâhî,
İçimizden rüzgâr gibi geçenleri,
Yeraltında kımıldayan, gökyüzünde uçanları,
Gönüldeki her niyeti,
Keyfiyeti, kemiyeti,
İçine kapalı ferdi, uğuldayan cemiyeti
Elbette bilensin Yârab...
Yarattığın bunca âlem,
Bir zerreciktir indinde.
Yüce dağların başında, okyanusların dibinde
Ne var ise sana âyân...
Bizler ancak senin bize bildirdiğini biliriz,
Bilemeyiz bilmemizi istemediğin esrarı.
Bir topak dünya üstünde emrinle gidip geliriz
Bir aşağı, bir yukarı...
Akıp gider yarattığın zaman,
Binbir meçhul ile dolu bizlere görünen mekân.
Puslandırır aczimizin ifâdesi
Sır fanusunun camını,
Yalnız sen bilirsin Yârab her nesnenin encamını.
Bilgimizin bir sonu var,
Sonsuz olan ilim sensin,
Geçmişten sonsuza kadar
İlminde hıfzeden Alîm sensin...

EL-KÂBIZ/EL-BÂSIT


Murad etsen, kullarına acıları bal edersin,
Bastedersen bir kuluna; sâhib-i emval edersin,
Diler isen kabzedersin serveti, devleti, ruhu;
Verirsin binbir ızdırap, vurup pâyimâl edersin...
Yârabbi!..
Cümle varlık senin yüce kudretinin kabzasında,
İstediğin kulundan alırsın verdiğini...
Zengin iken olur fakir,
Düşer itibardan, olur zelîl ve hakîr...
Sen ki hazreti Eyyûb'u eyledin imtihan;
Ne evlâd kaldı elinde, ne servet, ne sâmân...
Alıp elinden bir de sıhhat hazinesini,
Yaktın melâmet nârına o mübarek sinesini.
Her nimeti kabzetmek kudreti yalnız senin,
O Eyyûb ki, sabrile etmedi âh ü enîn...
Diler isen bağışlarsın, merhamet ve sabır ile;
İşleri isyan olan, nimete küfrân olan
Bir serâzâd güruhu.
İstersen kabzedersin bedenlere emânet
Verdiğin ruhu...
Kâbız olansın İlâhî, kabzedensin,
Sonsuz kudret ve merhamet sahibi İlâh sensin...
Murad edersen kolaylaşır kullarına nice zorluk,
Açılır birer birer yolunda engeller...
Damla damla verdiklerin akar oluk oluk,
Boş döner mi ihlâs ile sana açık eller?..
Basitleştirirsin cümle girift olan şeyi,
Ayaklara getirirsin her nimeti, her imkânı.
Genişler kalbe verdiğin ilhamla,
Canı bir cendere gibi sıkan dar mekânı...
Bâsıt vasfındır İlâhî, kolaylık verensin,
En onulmaz zamanlarda yardım gönderensin...
Diler isen kabzedersin
Alırsın verdiklerini,
Gafil olur az görenler lûtfunla erdiklerini.
Diler isen bastedersin, ister isen kabzedersin,
Dilersen bir zindan gibi
Kulu kendinde hapsedersin.
Senden gelen herşey güzel, herşey hoştur;
Lûtfeyle bizlere Yârab, işimizi kolaylaştır... 

EL-HÂFID/ER-RÂFİ’


Hâfıd vasfınla ilâhî, neş'eyi elem edersin,
Düşürüp kulu zillete, rüsvây-l âlem edersin,
Er- râfi'sin, yüceltirsin dilediğin kullarını;
Zelilolan zamanları, en şerefli dem edersin.
Yârabbi!..
Sensin zarifi zail eyleyen cümle ziynetten,
Düşüren sensin İlâhî, kulunu kadr ü kıymetten...
Nefse uyup isyan eden senin sonsuz kudretine,
Düşecektir İblis ile nefsinin bed zilletine...
Azîz eden de sensin,
Zelîl eden de.
Kur'ân'ı mürşid eden de, Resulü delil eden de.
Gafil odur ki verdiğin rûh ile fânî bedende
Bir kudret vehmeder;
Sonunda Hâfıd vasfınla zelîl olur gider...
Er-Rafı' olan da sensin,
Cümle derdi defedersin,
Yüceltirsin zelîl kulu, zirvelere ref edersin...
Dilediğin kullarına şeref sunar, şan verirsin,
Nice garip kullarına erilmez imkân verirsin...
Sonsuzluğa yükseltirsin göklerini direksiz,
Yarattığın hiçbir nesne değil hâşâ gereksiz...
Derece verirsin kullarına,
Dağların mertebe mertebe yükselir,
Dönen herşey sana döner, gelenler senden gelir.
Kimine ihsan edersin serveti, iktidarı,
Kimine çilesi olur âhiretin medarı...
Yârabbi Hâfıd vasfınla hükmetme bizlere,
Yüceliğine yaraşır keremdir biz âcizlere...
Zelil etme yaşadıkça yaratığın şu dünyada,
Râfi' vasfınla ref eyle mertebimizi ukbada...
Var eden sensin İlâhî,
Ebediyyen vâr olan sensin.
Düşmanımız nefsimizdir, gerçekten yâr olan sensin.

EL-MU'İZ/EL-MÜZİL


Sensin mu'iz olan yârab, erdiren sensin izzete,
Müzil olan yine sensin, garkedersin bin zillete,
Şeref verdin kullarına eşref-i mahlûkat kılıp;
Düşürme bizleri yârab, ne zillete, ne illete...
Yârabbi!..
Yed-i kudretindedir herşey,
Râm olur cümle kudret senin sonsuz kudretine,
Akıl ermez hikmetine,
Sınır yoktur elbet senin lutfun ile rahmetine,
Lutfeyle bizlere Yârab,
Nail eyle nimetine,
Bizler ki âciz kullarız, hep muhtacız himmetine...
Reva görme bizi Yârab, hiddetine, şiddetine;
Mu'iz olan vasfın ile erdir bizi izzetine...
Müzil olan da sensin,
Rahmeyle ey Rahîm Allah, düşürme bizi zillete...
Reddedersek senin bize gönderdiğin delilini,
Unutursak senin Müzil olan ism-i celîlini;
Elbette katılırız zâlimlerin safına,
Yüreği kaptırırız İblisin insafına...
Şefaate göndermezsen bize delîl ettiğini,
Kim tutup kaldırır yerden senin zelîl ettiğini?.
Erdir bizi izzetine, zelîl etme bizi Yârab;
Mü'minlere lütfettiğin imân aşkına,
Mürşid diye gönderdiğin yüce Kur'ân aşkına,
Hâtemü'l Enbiyâ olan ulu Sultan aşkına,
Senin yüce şanın olan Rahman aşkına;
Müzil vasfınla eyleme bizi rüsvâ ve zelîl,
Eyle bize Habîbini sana gelen yolda delil...
Sensin Mu'iz olan Yârab,
Yakışır kudretine, yakışır devletine,
Bizler ki her dem muhtacız senin inayetine,
Vardır bizi sana olan imânın lezzetine,
Erdir bizi Yâ İlâhî, o ulu izzetine...

ES-SEMÎ



Irak değil duyumundan karıncanın ayak sesi,
Duyan sensin her sadâyı, aldığımız her nefesi,
İşitensin ya ilâhî, her şeyi tam anlamıyla;
Semi’ vasfına açıktır hatta gönül vesvesesi
Yârabbi!..
Semî' sensin, herşeyi işitensin,
İçe dönük fısıltı, dışa vurulan sadâ,
Gönülden doğan niyet bir kelâm olmasa da,
Sesimizi duyansın...
Farketmez senin için seslerin niteliği,
İster dudakta yansın,
İster bir feryâd olup, varsın arşa dayansın...
İşitirsin her sesi titreşip çıkmasa da,
Semî'sin, sana döner yarattığın her sadâ...
Duyan sensin herşeyi, anlayıp işitenrin; .
Uzayda sessizlikte seyreden seyyareyi,
Bulutları sesiyle titreten tayyareyi,
Ovada büklüm büklüm sessiz akan dereyi,
Salarken âvâzeyi yırtılan hançereyi,
Gül dalında dinlenen meltemin nefesini,
Yeraltında inleyen bir yılanın sesini,
Baştan omuza düşen bir saç kılını,
Yaprakta kımıldayan bir bahar tırtılını,
Döne döne iniyorken fısıldayan kar tanesi,
Çatlayan kabuğundan yere düşen nar tanesi,
Sana ulaşır yuvadan yem bekleyen kuşun sesi,
Sana gelir müjde için-şehid eden kurşun sesi...
Sana gelir efil efil uyuyan bebeğin sesi,
Sana uçar vurulup da kanadından,
Bir turnanın yelpe yelpe
Yere düşürdüğü incecik teleğin sesi...
Ulaşır sana Yârabbi, sana açık ellerden,
Yüce katına salınan incecik dileğin sesi.
Sana dalga dalga gelir,
Göklerdeki yıldızların,
Canlıların, cansızların,
Devreden feleğin sesi... 

EL-BASÎR


Görmemiz için âlemi, bizlere göz verensin sen,
Görülmeyen ücralarda, her zerreye erensin sen,
Uzak değil nazarından, yarattığın hiçbir nesne;
Basîr olan vasfın ile, ne mükemmel görensin sen...
Yârabbi!..
Seni görmeye muktedir değil iken verdiğin göz,
Yarattığın her nesneyi elbette görensin sen...
Görürsün göklerin sonsuzluğuna
Yaydığın cümle zerrâtı,
Görürsün toprakta haşır-neşir
Lûtfunla kımıldayan haşerâtı...
Büyüteçlerle görülmeyen nice canlı,
Senin himmetinle yaşar etli ve kanlı...
Yaratan sensin kürreyi,
Yaratan sensin zerreyi,
Bu sınırsız kudretini âciz akıl nasıl çeksin?
Yarattığın her varlığı elbet göreceksin...
Gören sensin kanat kanat görünmeden uçanları,
Gören sensin rahmetinden yudum yudum içenleri,
Gören sensin gönlümüzden geçenleri...
Güneş doğar, aydınlanır yeryüzü,
Güneş batar, karanlıklar karalar ak gündüzü,
Sen ki karanlıklarda herşeyi aşikâre
İlâhî kudretinle görensin...
Sen ki görelim diye bize aydınlık verensin,
Sen ki ağarsın diye geceyi güne serensin,
Sen ki bizim görmemizi murad ettiklerini,
Göz verip de bizlere gösterensin...
Sensin Basîr olan Yârab,
Bizleri her lâhza görensin.
Görürsün gariplerin aczini,
Lutfunla muktedir olanların iktidarını...
Lutfeyle Yâ İlâhî,
Bizi imân ile hasret.
Alma kulların elinden verdiğin medarını,
Bizler ki istemeyiz dünya iktidarını,
Sen ki hep gördün bizleri, göstermedin cemâlini;
Kabul edip dergâhına, göster bize dîdârını... 

EL-HAKEM



El-hakem'sin yâ ilâhî, hükmü hep sürecek sensin,
Hükümdarlara hakemsin, hesabı dürecek sensin
Yok hükmüne mâni olan, hükmedensin hükmedene;
Âlem yed-i kudretinde, son hükmü verecek sensin
Yârabbi!..
Hükmünü bozmak kimin haddine?
Kul erişse bile verdiğin kudretin serhaddine,
Cirmince yer yakar, hükmünce hükmeder;
Bırakır fânî bedeni, toprak olup gider...
Zâlimin yaptığı zulüm,
Hükümdarın hükmettiği beldeler,
Gider İlâhî hükmünle ellerinden birer birer...
Nerde varsa karanlık
Elbet gün üstündedir,
Senin İlâhî hükmün, her hükmün üstündedir...
Anında icra edilir senin verdiğin hüküm,
Seni düşündükçe Yârab, ağırlaşır yüküm.
Çekemez olur ruhum bedenimin sıkletini,
Çimdikler binbir çekirge aklımın tatsız etini...
Döner kafamın içinde beynimi içen sarhoşluk,
Erir damla damla akar elimle sıktığım boşluk...
Gözüme batan dikeni çıkarmayı akledemem,
Ruhum gider bir vahaya, bedenimi nakledemem...
Gözümden kum olup akar kulağımla duyduğum ses,
Isıtırım binbir kışı avucumda nefes nefes...
Kaldırıp atarım aklı, hayran olduğum sırçaya,
Dağılır sırça gönlümde yıldızlar kadar parçaya.
Bir parmak daldırırım nefsimin bal peteğine,
Ve silerim parmağımı hayâlimin eteğine...
Bir incecik yol ki Yârab,
Durur döner, döner durur.
Düşüncemin aynasına
Aklımın son aksi vurur... , -
Hakem olan sensin, hükmeyleyen sensin,
Nice hükmettiğine hükmeylemez aklım.
Kim neye hükmederse aklınca hükmeder,
Son hükmü verecek sensin...
Hakem olan sensin, herşeye hâkimsin,
Hakk'ın hükmüne isyan mı? Ey rezil nefs, kimsin?.. 

EL-ADL



Adlin ile kemter kula yine gufran olan sensin,
Tüyü kanada adledip, ruhu pervan eden sensin,
Andolsun adlini tartmaz aczimizin terazisi;
Hamdolsun ki, yâ ilâhî yine rahman olan sensin
Yârabbi!..
Adlinle dengelersin âlemleri,
Elbette mutlak adalet sahibi sensin...
Ne İlâhî dengedir bize lütfettiğin ölüm.
Adaletle hükmedensin, sâdır olmaz senden zulüm.
Verip de dişine zehir,
Akıtırsın nehir nehir
Elsiz ayaksız yılanı...
Ne verirsen sen verirsin,
Kuşlara kanat verirsin, kirpiye diken verirsin...
Her nesneye özge bir boy ve özge bir en verirsin.
Sen âdilsin Yâ İlâhî,
Sevmezsin zâlimi, zulmü...
Zayıf yarattıklarına mutlaka bir yol verirsin,
Bir zaman kıt verdiğine
Yeri gelir bol verirsin,
Kötürüme lütfedersin,
Daha güçlü kol verirsin...
Kime neler verdiğine, karışamaz hiçbir kulun,
Adline yoktur şüphemiz, elbet bilen-gören sensin.
Malı dilediklerine,
İlmi dileyene veren sensin...
Şaşmaz senin adaletinin terazisi,
İmân ettik kudretine, birliğine inandık.
Lâkin bazen nefse uyup, İblis'e de kandık...
Şaşmaz terazin ile tartarsan günahları,
Bir günahımızın isi karartır sabahları...
Takılıp nefsin peşine ötelere saptık,
Yapma dediklerini inadına yaptık...
Yâ İlâhî, günahkârız, bağışlayan sensin,
Gören sensin âlemleri, bizi duyan sensin...
Dara düştüğümüz zaman ancak seni andık,
İlâhî sâdayı duyduk, ibretle uyandık...
Merhamet eyle bizlere yargılarken Yârab;
Adlinle hükmedersen, el-aman ki yandık!.. 

EL-LATÎF


İstiridyede inciyi, arıda balı verensin,
Kuru ağaç gövdesine çiçekli dalı verensin,
Küçük tırtıl salya salya örüp kozasın! ölür;
Dilediğin kullarına ipekten şalı verensin...
Yârabbi!..
Latifsin Yâ İlâhî, lütfedersin kullarına
Aklımızın ermediği en ince yollardan...
En ince işlerin inceliğinde
Çiçekler devşirip kuru dallardan
Kuru gönüllere aşk gönderirsin...
Sen verirsin Yârab, sen verirsin,
Yaratılmışların bilip de ihtiyacını,
Sezilmez inceliklerle gönderirsin...
Lutfunda öylesine latîfsin ki ey İlâh,
Bilmeyiz nerden gelir gönlümüze bu ferah?..
En zor işler en ince çizgisiyle belirir
Latîf vasfından esen bir meltemle gönülde,
Çile sabrın zirvesi olur iken bülbülde,
Lutfundur latîf-latîf açan tomurcuk gülde...
Veren sensin akıla, akıl almaz hülyayı,
Kimler çözebilmiş ki bir damlacık rüyayı?..
Yumruk kadar bir beyin nasıl olur çatlamaz,
Nasıl girer bunca şey bu yumağın içine?
Sıralanan şeyleri bir kerecik atlamaz,
Alır götürür bizi hayâlin kanadıyla
Kafdağı'nın ardına, ya da Çin-i Mâçine...
An olur, geçmişteki yaşananı sıralar,
Çözülür yumak yumak bellekte hatıralar...
Akıl almaz incelikle serersin idrâkimize,
Düşünce devreder durur içimizden içimize...
Lütfeden sensin İlâhî
Bilip ihtiyacımızı.
Paylaştıkça büyütürsün sevincimizi git gide,
Bölüştükçe küçültürsün acımızı...
Bilirsin en ince işleri,
En ince noktasına kadar.
Sezersin ihtiyacımız olan en ince sezişleri,
Latifsin, büyüktür lutfun sonsuz kudretin kadar. 

EL-HABÎR


Yarattığın cümle zerrât öz sırrını eder ihbar,
Elbet sana aşikârdır bilinmeyen cümle esrar,
Senden gizli değil yârab, içimizdeki emeller;
Mâhiyetinden efâlin yalnız sensin tek haberdâr
Yârabbi!..
Var idin ezelden, varsın, hep var olacaksın,
Eşin benzerin yoktur, teksin Yâ İlâhî, birsin,
Yarattığın âlemlerden,
Seni yazan kalemlerden.
Çektiğimiz elemlerden haberdârsın...
Mazlumlara hep medarsın,
Bilirsin nerde, kimlere zulmedilir,
Haberin vardır karınca yuvasından
Ta bilmediğimiz âlemlere uzanan çizgide
İsmin nice zikredilir...
Sayısı bilinmez yarattıklarının,
Akıl ermez hükmettiğin âlemlere.
Bunca varlığı yaratan sensin,
Birsin Yâ İlâhî, birsin...
İçimizden geçenleri bilirsin,
Haberdâr olursun herşeyin seyrinden,
Habîr'sin...
Senden gizleyecek sanır sırrını zavallı kullar,
Oysa sen, zerre zerre her nesneyi bilensin.
Zerreler kürre gibi aşikârdır hep sana,
Sinmiştir cümle varlık o Yüce varlığına,
Nasıl ki damlacıklar gizlenirse ummana...
Ummanın yüceliği damlanın içindedir,
Saklandım sanan damla, ummanın içindedir...
Gören sensin herşeyi, ırak olup gözlerden,
Sana sığınıyoruz galat olan sözlerden...
Seni vasfeylemek Yârab, verdiğin akla sığar mı?
Kudretini anlatmaya kulunun kudreti var mı?..
Bir vasfını düşünmek bile âciz akla bârdır,
Senin kudretin İlâhî, senin kudretin kadardır...
Haberdârsın ne ki varsa gökten yere,
Çünkü sensin hükmeyleyen yarattığın âlemlere.
Habîr'sin, ilk haber sana gelir,
Herşeyin başında ve sonunda sen varsın,
Herşeyden haberdârsın...

EL-HALÎM


Gizleyensin kullarının yüz kızartan hicabını,
Hilminle erteleyensin hışmın ile gazabını,
Halîm sensin yâ ilâhî, yoktur azâbda acelen;
Lâkin er-geç verecektir sana her kul hesabını.
Yârabbi!..
Müsamaha edersin kullarına,
Halim sahibisin İlâhî, acelen yoktur azâbda...
Günahları bir yazarken,
Sevaba sevâb eklersin.
Belki nadim olur diye ertelersin azabını,
Bağışlamak için Yârab, ufak bir tevbe beklersin.
Yine de biz âsî kullar
Binip de nefsin atma;
Sürüp gideriz hışmınla vereceğin afatına...
Alîmsin, bilirsin işlediğimiz cümle günâhı,
Halimsin, beklersin nedametle gelen ânı...
Ânında verebilmeye muktedirken cezayı,
Sonsuz merhametinle hoş görmezsin ezayı.
İblisin terkisinde yol alırız hüsrana,
Uzaklaşırız gittikçe lütfettiğin gufrana.
Kopardık dizginleri, arttırdık hızımızı,
Sen bilirsin Yâ İlâhî garip encamımızı...
İhlâsı çoktan bıraktık, zayıfladı imân,
İsyanımız sana karşı, senden dileriz aman...
Biliriz rahmetin bol, hilmin çok,
Merhametin olmazsa
İşlediğimiz amelden bize fâide yok...
Terketti gönlümüzü sevgi ile merhamet,
Şaşırdık kıblemizi, kayboldu istikamet...
Küfrân-ı nîmet ettik,
Ne yarattıklarına, ne sana hizmet ettik.
İblisle yoldaş olup, düştük nefsin peşine,
Üşüştük şu dünyanın kokuşmuş pis leşine..,
Zamanın rüzgârında koşuyoruz ecele,
Biliriz ki Halîm'sin, eylemezsin acele.
Bizi küfre çağıran şu ışıkları söndür,
Aydınlat nurunla idrâkimizi;
Bizi imân ile sana getiren yola döndür... 

EL-AZÎM


Yaratılmış hiçbir şeyde yoktur senin azametin,
İlmin ulu, şanın büyük, pek yücedir adaletin,
Azîm olan sensin yârab, ta'zîm eder seni yer-gök;
Sarar sonsuz azametle her varlığı merhametin...
Yârabbi!..
Yarattığın o sonsuz âlemleri
Fikretmeye, keşfetmeye yetmez akim gücü.
Yarattığın bir yanardağ görünce,
Tutuşur aklımızın etekleri...
Bizi aydınlatan güneş kaç kez dünyamızdan büyük?
Sonsuzluğu düşünmek mi?
Aklımıza ağır gelir bu yük.
Herşey birbirinin zıddı,
Herşey birbirinin aksi,
Güneş sisteminden bin kat büyük binlerce galaksi...
Sanki bizim küçücük aklımıza inat,
Bir sır gibi döner durur şu koca kâinat...
Ne azîmsin ki İlâhî,
Yarattığın kâinatın azameti;
Olmaya yeterli değil kudretinin alâmeti...
Azamet sana münhasır,
Sensin yüce, sensin ulu.
Kendinde azamet vehmedip de,
Şaşırtma Yârabbi hiçbir kulu...
Sendeki sonsuz hikmeti,
İlme gelmez azameti,
Yetmez algılamaya verdiğin aklın kudreti...
Yetmez senin kudretine yarattığın hiçbir kudret,
Yetmez seni düşünmeye senin verdiğin şu akıl.
Senin azametinden habersiz,
Kendinde azametle kudreti vehmedenler;
Elbette taşıyordur beyin yerine çakıl...
Azîm sensin Yâ İlâhî,
Sana mahsustur o sonsuz azamet.
Senin yüce dergâhına yüz sürmek isteyenlere
Lutfun ile, hilmin ile kıl inayet,
Ver yolumuza sana doğru istikamet...
Azametin karşısında ta'zîm ile ettik kıyam,
Merhamet et kullarına ey Azîmü'l- Âzam...

EL-GAFÛR


Yâ ilâhî, gölgelersin her günâhı gufran ile,
Oysa bizler zulmederiz her nimete küfrân ile,
Biliyoruz ey pâdişâh, salih değil amelimiz;
Tek teselli son nefeste sana gelmek imân ile..
Yârabbi!..
Nic'olur hâlimiz bizim?..
Küfrân-ı nîmetiz, başlarımız dik.
Bilmeyiz ne idik, nereden geldik..
Nice bin çirkefe bulaşır durur
Duaya açılan elimiz bizim...
Dualar riyaya karışır gider,
Kibir gerdan gerdan kırışır gider,
Tevazu tül gibi buruşur gider,
Haddin serhaddini aşar gideriz;
Karınca kartalla yansır gider,
Nefis İblis ile barışır gider...
Sonra bin nedamet yaş olur gözde,
Gönülden gelmeyen ses olur sözde;
Ve binbir yalanı yalar dilimiz,
Düzen tutmaz gönül telimiz.
Gafursun...
Merhametle setredersin suçları,
Bağışlarsın kalbden gelen
Bir âha bin günâhı...
Yâ İlâhî açıktır dört yanımız,
Yalnız gözümüzde gaflet perdesi...
Sen ki, bir ananın evlâdı için
Beslediği merhametten de öte
Rahimsin kullarına...
Sultan ile kölesi bir arada,
O büyük hesap günü, Mahkeme-i Kübrâ'da,
Gufran denizinde bir kum olaydık...
Yârabbi, aydınlat karanlıkları,
Bizlere lutfeyle nurlu sabahı...
Biz şaşkın kullara sen acımazsan,
Çeker mi bu omuz bunca günâhı?..
Yârabbi, nic'olur hâlimiz bizim?
Sensin darda kalanların penâhı...

EŞ-ŞEKUR


Ya ilâhî muhtacız hep, senin her dem himmetine,
Şüphesiz ki bir şükürle ereriz bin nimetine,
Nerden gelir ise gelsin, her nimeti gönderensin;
Şekûr sensin, yakma bizi nâdân kulun minnetine...
Yârabbi!..
Naîm-i hakîkî sensin, senden gelir onca nîmet,
Şekûr sensin, şükür sana, yalnız sana minnet...
Gönderirken rızkımızı yaratırsın bin vesile,
Lütfederken rüsvây etme
Yârab bizi nâdân ile...
Vesile olurken rızka, gafil nâdân ta'n eder,
Hâşâ özün rezzâk bilip, dünyamızı zindan eder...
Biliriz ki her nîmetin, dergâhındır geldiği yer,
Elbette ki cümle kullar gönderdiğin o rızkı yer.
Gafil odur ki her sabah eder rızkından endîşe,
Unutur nimete şükrü; işte odur sefil olan.
Yârabbi, elbette sensin rızkımıza kefîl olan...
Her dem gaflet içindeyiz, nîmete şükrü unuttuk,
Tefekkürden nasipsiziz, aydınlık fikri unuttuk,
Bizi yaratan Mevlâ'yı tesbîhi, zikri unuttuk...
Şekûr sensin,
Sana minnet, sana niyaz, sana şükran,
Uyandır gafletimizden, ihsan eyle bize iz'ân...
Bırakıp nîmete şükrü, olup da küfrân-ı nimet;
Eyledik hep nefse hizmet.
Affet bizi Yâ İlâhî, affet bizi, affet...
Veren sensin kullarının bir şükrüne bin mükâfat,
Şükürsüz yer içer olduk, Yârabbi bu nice âfât?..
Verdiğin gıdalar ile
Besleriz fânî bedeni,
Görmeyiz bu topraktan beslenip,
Yine toprağa gideni...
Ne kullarına teşekkür, ne sana şükrümüz kaldı,
Gönderdiğin nîmetlerden herkes nasîbini aldı.
Dönüp bakan yok ardına,
Veren kimdi bu nimeti?
Herkes gücüne güvenip, paylaşırca gibi ganimeti,
Rızkımız olmayan şeyleri de almak isteriz...
Düşünmeyiz rızkı veren o İlâhî kudret tektir,
Bilmeyiz ki, rızk olmayan boğazdan geçmeyecektir.
Şekûr sensin, mukayyed eyleme bizi nefsimize,
Yârab, lutfeyle bizlere, şükrü unutturma bize... 

EL-ALÎ


Gönlünde mü'minlerin aşksın hece-hece sen,
Ulusun ve sahipsin eşilmeyen güce sen,
Aşikârdır yücelik "alî" vasfında senin;
Yarabbi, kemâlinle yücelerden yüce sen...
Yârabbi!..
Şânına yaraşmayan herşeyden münezzehsin,
Sensin herşeyin üstünde,
Yoktur hâşâ bir benzerin
Ne içinde, ne dışında yarattığın âlemlerin...
Deva olan her derde sen,
Akıl almaz her yerde sen,
Medar sensin korkularda,
Kâbus yüklü uykularda,
Yücesindesin yücenin,
Zulmetinde her gecenin
Her dem aşikârsın, her dem mücellâsın;
"Zât-ı Eceli ü A'lâ" sın...
Her irâde yedindedir, her kudret senin dûnunda,
Sen ki kemâl sıfatınla herşeyin fevkindesin.
Âlemlere sığmayan sen, mü'min kalbin derûnunda,
Sana yönelen niyazın, duaların şevkindesin...
Herşeyden yücedir zâtın,
S ahibis in kâinatın,
Mâhiyetin ve sıfatın
Sığamaz idrâkine beşerin.
Münezzehsin mekânlardan,
Yarattığın zamanlardan,
Müphemdir yarattığın beşere elbette yerin...
Erilmez kemâl sahibi
Ulu ve ezelî varlık elbet senin varlığındır.
Seni düşünürken her dem acze düşeriz Yârabbi,
Şaşırtma senin yolundan, seni zikreyleyen kalbi...
Sensin yüce olan Yârab,
Sana münhasırdır yalnız o erilmez ulviyyet.
Sığındık yüceliğine, bizi imân ile hasret...
Alî'sin, yücelikte yoktur elbet sana eş,
Üstündür âlemlerden sıfatının tek hecesi;
Merhametine sığındık yücelerin en yücesi...
EL-KEBÎR


Sığmaz yarattığın akla seni anlatan sıfatlar,
Büyüklüğünü anlatır yarattığın kâinatlar,
Ululuğun karşısında küçülür cümle büyüklük;
Acze düşen düşünceler akıl çizgisini atlar..
Yârabbi!..
Öyle büyüksün ki, anlaşılmaz mâhiyetin,
Sahibisin kimselerde olmayan sonsuz kudretin...
Yarattığın herşeyin mutlaka benzeri çoktur,
Münezzehsin her kusurdan, eşin ve benzerin yoktur.
En büyük sensin İlâhî, göklerde ve yerde,
Büyüklüğündür gözlere çektiğin şu perde.
Senin İlâhî sırrına elbet eremeyiz,
Yarattığın âlemlere mutlak mânâ veremeyiz.
Senin izninle vurur kalb, dil izninle eder ezber,
Büyüklüğünü haykırır her nesne;
Allâhü Ekber!..
Küçülür her büyüklük, büyüklüğünün önünde,
Lutfeyle bizlere Yârab, o yüce mîzân gününde...
Ey en büyük, ey rahmeti büyük İlâhî,
Gücün her gücün üstünde, kudretin namütenahi..
İblis bile meyletmedi büyüklüğünü inkâra,
Ey kudret, şaşırma bizi, düşürme bizleri dara...
Eşin yok, benzerin yok, birsin;
En büyük sensin İlâhî, kemâlinle Kebîr'sin...
Sararsın kudretinle akıl almaz âlemleri,
Yaratan sensin zamanda hep devreden o demleri.
Devreder geceyle gündüz,
Bir dem zulmet, bir dem aydın.
Akar gider miydi ömür, zamanı yaratmasaydın?..
Kebîr sensin Yâ İlâhî, senin her sıfatın ulu,
Ezme sonsuz kudretinle yarattığın garip kulu...
Ezmezsin, çünkü senin sonsuzdur merhametin,
Biliriz, gazab edersen azabın da çetin...
Şaşkınız huzurunda, yalın ayak, açık bağır;
Yârabbi, lutfeyle, bizi dergâhına çağır...
Sensin benzeri olmayan, eşi bulunmayan,
Şu âciz kullarının hâli sana ayan.
Kebîr olan sensin, benzersiz ve tek-bir;
Yarattığın cümle zerrât seni eder Tekbîr!..

EL-HAFÎZ


Hıfzındadır mükâfatlar, hıfzındadır rûz-i ceza,
Muhafazan altındadır son vakte dek arz ve feza,
Yapılan cümle işleri tutansın dengede yârab;
Kullarını her belâdan eden sensin muhafaza...
Yârabbi!..
Kaybolmaz indinde zerre kadar hayır ve şer,
Senden gizli hiçbir amel işleyemez beni beşer...
Zayi olmaz hiçbir şey,
Senin ulu dergâhında muhafaza altındadır.
Bilirsin kim nerde mes'ûd, nerde ezâ altındadır...
Zerre kadar iyiliği unutmazsın haşre kadar,
Yaptığı cümle hasenat olur kullarına medar...
Ulu mîzânda kuluna hesabını sormak için,
Hıfzedersin bil-cümle işlediği ameli.
Hafız olan sensin Yârab, bilmem ki neylemeli?..
İmân ettik ki kalamaz senden gizli hiçbir günah,
Lâkin Rahîm olan sensin, Gafur olan da sen;
Elbette sensin sığınılacak tek penâh...
Sensin muhafaza eden âfât ve belâdan,
Sensin indinde hıfzeden zerre kadar hayrı,
Acıyan sen, affeden sen, hüküm senin gayrı...
Madem ki günâh ve sevâb senin muhafazanda,
Amel inkâr edilir mi rûz-i mîzânda?..
Rahmeyleyen sensin Yârab,
Rahman olan sensin.
Senin verdiğin dertlere, yine derman olan sensin.
Bir bir yazılır deftere,
Zayi olmaz hiçbir hesâb.
Rahmeylemezsen bizlere nic'olur hâlimiz Yârab?.
Yâ İlâhî, bu dünyada mü'nıinleri zelil etme,
O İlâhî mîzân günü huzurunda hacil etme...
Biliyoruz, sana lâyık değil hiçbir amelimiz,
Lâkin açıktır sana hep, mağfiret için elimiz.
Yâ Hafız, hıfzeyle imânımızı;
İmân ile sana teslim edelim canımızı... 

EL-MUKÎT


Sen eymukît, gülistanı yüce ilminle derensin,
Herşeyin ihtiyacını yaratıp da gönderensin,
Yarattığın her canlıyı elbet eylersin îkâte;
Bedenlere ve ruhlara elzem gıdayı verensin...
Yârabbi!..
Sen bilirsin yarattığın herşeyin
İlmini, encamım, tavrını, edasını,
Yaratır gönderirsin onların gıdasını...
Bedenler ayrı gıda, gönüller ayn gıda, Sensin gıdalandıran beden gibi ruhları da.
Bilirsin ihtiyacını yarattığın her kulun;
Gıdası hazır durur cümle yaradilmışın,
Durur gibi her lahza balık sırtında pulun..
Mukît'sin, halkedersin gıdasını herşeyin,
Belki de gıdalanır düşünce ile beyin...
Yarattığın çiçekler üzerindeki polen,
Nice böcekler için dayanılmaz bir şölen.
Dilin gıdası lezzet, gözün gıdası ışık,
Yârabbi âlemlerin bize karma karışık...
Aşkındır Yâ İlâhî gönüllerin gıdası,
İlâhî aşka döner kulun fânî sevdası...
Kulların ekser rızkı bastığı yerden gelir,
Ruhumuzun gıdası acaba nerden gelir?..
Gıdâlandıran sensin, sen edersin îkâte,
Kul neyiyle kibreder Allah'a itaate?..
Kulağımıza sesi, gözlerimize rengi,
Seni zikretmese de, sesimize ahengi
Elbette veren sensin...
Bedenlerin, ruhların gıdasını her zaman,
Sonsuz keremin ile bize gönderen sensin...
Yârabbi, lutfeyle ki, gönlümüz gıdâlansın,
Her vuruşta dilimiz yüce adını ansın...
İnandık, bize gerek olacak gıda sende,
Biliriz; yine belâ ve yine kada sende...
Mukît sensin, verirsin her bedene gıdayı,
İhsan et gönüllere o İlâhî sevdayı...

EL-HASÎB


Zamani gelince yârab, durur devreden felekler,
Dürer âmel defterini, hesabı yazan melekler,
Hasîb sensin, cümle hesâb geçer şenin onayından;
Huzurunda ins ü melek, ulu fermanını bekler...
Yârabbi!..
Fânî hayatımızda yapıp ettiklerimizi,
O İlâhî hesabınla sıralarsın dizi dizi...
Hesaba çekeceğin o ulu mîzân gününde,
Mahcûb eyleme bizleri Resûlullah'ın önünde...
Kerem kıl ey ulu kudret,
Biz kullara merhamet et...
Biz ki, şaşkın ve perişan
Dolaşırken mahşerinde,
Kurtuluşa ver bir nişan
Olalım Sıratı aşan...
Senin hesabını tutmaz bizim nefsî hesabımız,
Biz ki amel eylemeyiz Kur'ân iken kitabımız...
Uyup da nefsin emrine,
Düştük İblis'in peşine.
Feda edip lütfettiğin o ebedî saadeti,
Üşüştük aç kurtlar gibi fânî dünyanın leşine...
Yârab bizi İblis'in peşine düşürtme,
Alıp da idrâkimizi, bizi Hak yoldan şaşırtma...
Hasîb sensin Yâ İlâhî,
Sendedir hesabımızdaki en ince teferruat,
Biliriz kıldan da incedir Sırat,
Lutfeyle geçmek için sıratından bize berât...
Yâ İlâhî, kaçış yoktur,
Çekileceğiz ettiklerimizden mutlak hesaba.
Günâhlar yetmiyor gibi, bir de isyanımız caba...
Ne zaman dinledikse şu berbat nefsin sesini,
Şaşırdık gönlümüzde vicdan muhasebesini...
Lâkin şaşmaz senin ulu adaletinin terazisi,
Dirhem dirhem tartılır fânî hayatın mazisi...
Affeden sensin cümle günahları,
Duyan sensin bağrımızdan kopan şu sıcak ânları.
Hesâb eden sensin Yârab, elbetteki sensin Hasîb,
Mağfiretine sığındık, cennetini eyle nasîb...

EL-CELÎL


Celîl sensin yâ ilâhî, sende azamet ve celâl,
Hükmedensin alemlere, olmaz cemâlinde melal,
Elbet sana sığınırız, yine senin celâlinden;
Yârab nasîb eyle bize, her ameli helâlinden...
Yârabbi!..
Sensin Celîl,
Celâlinden sana sığınırız Yârab.
Gazabına uğrayanın elbetteki hâli harâb...
Hükmedersin zâlimlere
O sonsuz kudretinle, azamet ve celâlinle.
Mü'minlere, âlimlere
Lütfedersin nurunu, İlâhî cemâlinle...
Celâline karşı duran bulunmaz,
Kudretine gem vuran bulunmaz,
Çünkü sonsuz kudret senindir Yârab,
Herkes yalnız sana verecek hesâb...
Yârabbi gazab etme bize Celîl sıfatınla.
Kabul eyle dergâhına lütfettiğin berâtınla...
Merhamet eyle bize rahmetinle ey Celîl,
Eyleme Yârab bizi iki cihanda zelîl...
Dayanamaz celâline yarattığın kürre-i arz,
Nasıl eyleriz sana biz
Korkusuz ve endişesiz
Perîşan hâlimizi arz?..
Yârabbi Celîl sensin, sende o ulu azamet,
Elbet kopacak İlâhî bildirdiğin kıyamet.
Haşr olunca mahşerinde sayısı bilinmez ervah,
Sen merhamet eylemezsen, eyvah bize, bize eyvah!.
Nic'olur hâlimiz Yârab
Hükmedersen celâlinle?..
Sana sâdık kulların
Sermest olup cemâlinle,
Ererken İlâhî lutfa; gazabını çekenlerden,
Mahzun, boyun bükenlerden
Eyleme bizi Yârab...
Eyleme bizi zelîl,
Sensin hesab gününün sahibi, sensin Celîl,
İmânı yoldaş kıl bize, Kur'ân'ı mürşid;
Sana gelen yolda bize Habîb'ini eyle delîl... 

EL-KERÎM


Yöneltme iblis'e yârab; öfke ile, kinle bizi,
Müşerref kıl tâ haşre dek, bu şerefli dinle bizi,
Hem dünyada, hem ukbada etme bizleri perîşan;
Sensin kerîm, ihya eyle sonsuz kereminle bizi...
Yârabbi!..
İhsanın müstesnadır, karşılıksız verensin,
Bulutlardan çöllere yağmurlar gönderensin...
Lutfuna mazhâr olanlar
Elbet erer ikramına,
Gönlü aşkınla dolanlar
Düşer mi dünya gamına?
Yâ İlâhî, senden gelen herşeye şükrederim,
Kerem sendendir Yârab, elbette sensin Kerîm.
Senin gazabın çetin, senin azabın elîm,
Elbette gazabını geçer sonsuz keremin...
Herşey senden gelir bize,
Ne derseler derim Allah.
Sen güç versen eğer, kulun gelmez dize,
Bugüne de, yarına da elbet Kerîm Allah...
Sen dilersen zehri çevirirsin şerbete,
Sen dilersen çölleri'ulaştırırsın rahmete.
Yârab nefis götürmesin
Bizleri ne hiddete, ne şiddete;
Biz ki âciz kullarız, muhtacız merhamete.
Merhamet senden İlâhi,
Çıkar bizi selâmete...
Yârabbi rızkımızı helâlinden ihsan et,
Gayret lutfeyle bizlere, işimizi âsân et...
Koru bizi belâlardan, kazalardan, musibetten,
Ayırma bizleri Yârab hidâyetten.
Bereket ver ülkemize, bu toprağa karış karış,
Sevgi ihsan eyle bize, sürüp gitsin huzur-banş...
Sensin karşılıksız veren, sensin elbet keremi bol,
Önümüzden eksilmesin sana gelen aydınlık yol...
Sensin Kerîm, sensin ulu,
Perişan eyleme Yârab
Keremine muhtaç kulu... 

ER-RAKÎB


Yarattığın âlemleri ilmin ile güden sensin,
Bunca sonsuz kâinatı yönlendirip yeden sensin,
Sen ki sonsuz kudretinle gözetensin gönülleri;
Rakîb sensin, kullarını murakabe eden sensin...
Yârabbi!..
Fevkindesin herşeyin,
Herşey senin ilminde.
Ha katında göklerin,
Ha yerlerin dibinde...
Görürsün, gözetirsin işlenen fiilleri,
Anlarsın binbir lisan söyleyen tüm dilleri...
Görürsün zâlimlerin köpüren hiddetini,
Sezersin kopacak fırtınanın şiddetini,
Anlarsın gülümseyen katilin niyetini...
Cümle işler elbette murakaben altında,
Ne zaman terleyecek uyuyan kılıç kında,
Ne zaman gülecektir yavrusuna anası,
Ne zaman açılacak bulutların vanası,
Ne zaman bal yapacak arıya konan çiçek,
Ne zaman arı olup balı içecek böcek?..
Yârabbi hata olmaz asla senin hesabında,
Dere çağlar mecrasında,
Su şekil alır kabında...
Bilirsin neler girecek
Ne zaman bir başka şekle,
Biz bilmeyiz geleceği,
Geçer ömür beklemekle...
Bilen sensin her fiili,
Gören sensin her faili,
İşleri yönlendirensin,
Murakabe eden sensin...
Yârabbi yaptığımız cümle işler sana ayan,
Herşey senin gözetimin altında eder cereyan.
Nereye gitsek kudretin bizi eder ta'kîb,
Elbette göz altındayız, çünkü sensin Rakîb...

EL-MÜCÎB


Tevbe bizden, şükür bizden, duâ ile, niyaz bizden,
İcabet el- mücîb olan, şânı yüce rabbimizden.
Esirgeyen, kayıransın; nimetinle doyuransın;
Ayırma ilâhî bizi, sana gelen nurlu izden...
Yârabbi!..
Sen ki bize, bizden daha yakınsın,
Görürsün ahvâlimizi, bilirsin ef âlimizi,
Acırsın perîşan hâllerimize,
Bağışlamak, yönlendirmek,
Mes'ûd edip gönendirmek için vesile beklersin...
Bir tevbeye bin günahı bağışlayan sensin,
Bir şüküre bin nimeti inayet edensin...
Bir duâ beklersin Yârab.
Kullarından bir niyaz...
El-Mücîb'sin, icabet edersin dileklere,
Merhamet ihsan edersin taşlaşmış yüreklere...
İlham verirsin kurumuş gönüllere ılık ılık,
Her niyaz sende bulur İlâhî bir karşılık...
Yârab yoldaş etme bizi kovduğun İblis ile,
Sen ki bağışlamak için ufacık bir vesîle,
Küçücük bir niyaz beklersin kullarından;
Elbette sensin rahmeden, sensin Rahman...
Yarattığın bunca güzellikleri görüp,
Bunu Rabbimiz yarattı demeyiz.
Onca ihtiyaç içinde kıvranır,
El açar, boyun bükeriz senin nice kullarına;
Akıl edip de senden istemeyiz...
Oysa sen vermek için beklersin bizden niyaz,
Buna rağmen elimiz sana doğru açılmaz...
Yeriz de senin bize verdiğin nimetini,
Kullara el açarız, çekeriz minnetini...
Dilek ve dualara karşılık veren sensin,
Belâyı kullarının üstünden def edensin...
Kabul edersin nimete şükrü ve tevbeyi,
Verirsin bizlere Yârab, bunca güzel şeyi...
Yalnız sana niyaz ederiz, sanadır istikâmet,
Sensin dua ve dileğe eyleyecek icabet...

EL-VASİ’


Ezelden ebede kadar, hüküm sürecek sultansın,
Yarattığın her canlıyı bir ömürlük yaşatansın,
El-vâsîsin, sığmaz akla azametinin vüs'ati;
Rahmetinle, kudretinle her zerreyi kuşatansın...
Yârabbi!..
Öyle sonsuz ki rahmetin,
Öyle yüce ki kudretin;
İlmi yetmez anlatmaya beşeriyetin...
İlmin ile kudretinin öyle geniş ki kapsamı,
Bu vüs'ati vasfetmeye yetmez şairin ilhamı...
Sarıp cümle zerrâtı, nüfuz edip erensin,
Her sesi işitensin, her varlığı görensin...
Kibredip kudretine olur kulların âsi,
Kuşatan kudretindir cümle yaratılanı,
Sensin el-Vâsi'...
Emrindedir zaman,
Elindedir cümle mekân,
Sensin kudreti sonsuz olan Sultan;
Senindir her imkân...
Mağfiretinle sararsın, eritirsin günâhları,
Nurunla gecelere verirsin sabahları.
Göklerde sen, yaşattığın kürrede sen varsın,
İlâhî hükmün ile zerrede sen varsın...
Vesayet edensin yarattığın kullara,
Hükmedensin acze düşen akıllara...
Unuturuz kudretini nisyân ile Yârab,
Geçer günümüz kibrile, isyan ile Yârab!..
Yine de giderirsin cümle ihtiyacımızı,
Dindirirsin lûtfun ile ağrımızı, acımızı...
Günde kaç kez yalan yere ederiz yemin,
Yine eksilmez bizlerden fazl ü keremin...
Sonsuzdur mağfiretin, sonsuzdur kudretin,
Sahibi sensin hikmetin, izzet ve nîmetin.
Sarmışken bizi gufranın etme bizi âsî,
Yârabbi sana sığındık, Sensin Rahim, sensin Vâsi'... 

EL-HAKİM


Ya ilâhî hakim sensin, suâl olmaz hikmetinden,
Hükmedersin adlin ile, ders almayız ibretinden,
Buyruğunda, yasağında ilâhî hikmetin vardır;
Güzel şeyler sâdır olur senin yüce kudretinden.
Yârabbi!..
Göğe ser çeken ağaçlarını kökleri,
Emer gıdasını topraktan,
Damarı derindedir...
Nakış nakış işlemişsin o sonsuz gökleri,
Nasiplenir bir böcek bir yapraktan,
Yaptığın her iş mutlaka yerli yerindedir...
Yıldızlı semâlarda senin
O sonsuz kudretin gizli,
Aklımızın almadığı herşeyde
Mutlak senin bir hikmetin gizli...
Hükmeden sensin İlâhî,
Yarattığın herşeye hâkimsin.
Çekil yolumuzdan ey nefs,
Söyle bana kimsin?..
Zavallı nefs, gönlünde senin sesini duyanlar,
Bir dem yanılıp da bu sese uyanlar;
Er-geç o kudret önünde aczini farkedip,
Ne kadar zavallı olduğunu anlar...
Yârabbi, uydurma bizi nefsimizin sesine,
İzin verme İblis'in bize hükmetmesine...
Hakîm olan vasfın ile hükmet gönlümüze,
Senindir ezel İlâhî ve senindir ebed;
Etme bizi nefsimize, benliğe mukayyed...
Yarattığın şu dünyada yaşar, gezeriz de;
Kimi zaman her nesnede hikmet sezeriz de,
Uyarız hevâsına şu nefs denen düşmanın,
Yürürüz bilmediğimiz aldatan bir izde...
Hikmet senindir İlâhi, Sensin elbet Hakîm.
Hükmeyle adaletinle, merhametinle bize,
Hükmetmeyi nasîb eyle gâfıl nefsimize...

EL-VEDÛD


El-vedûd'sun yâ ilâhî, sevginin kaynağı sensin,
Rızânı kazanan kulu, elbette ki çok sevensin,
Sensin sevdiğin kulunu, cümle cihana sevdiren;
Sevgi senindir ilâhî; hem seven, hem sevilensin
Yârabbi!.. ,
Sevgi ile yarattın âlemleri,
Menba'ı sensin sevginin,
Seversin sana sâdık, sâlih kullarını...
Sevilensin,
Sevgiye lâyık olan sensin.
Yuvasında yavru kuşu sevgi ile besleyensin,
Yarattığın tabiatı çiçek çiçek süsleyensin,
Çiçek gibi sevgilerle büyütürsün çocukları,
El-Vedûd sensin İlâhî,
Sevilen sen, seven sensin...
Yârabbi ne mazhariyet sevgine lâyık olmak,
Seni severken sermest, sevilirken ayık olmak...
Sevgini yüreğinde taşıyarak gelenler,
Senin rızân için sevip, saadetle gülenler,
Erişilmez sevgine liyâkati bilenler,
Sevgili kullarındır...
Yârabbi, diler isen kulunu zelîl edersin,
Lütfedersen tüm cihana sevgiyi sebîl edersin...
Biz seni severiz Yârab,
Senin yarattığın herşey
Sen yarattın diye güzel.
Severiz yarattığını senin rızân için Yârab,
Uyup İblis'in emrine öfke ve kin niçin Yârab?
Yediveren güller gibi açar seni seven gönül,
Meltemlerde tüller gibi uçar seni seven gönül.
Bilir İlâhî sevdayla yanan gönül nâra yanmaz;
Cümle fâni sevdalardan başın alıp kaçar gönül.
Allah rızâsı için severiz sevdiğini,
Sevmeyiz sana âsi olan hiçbir kulu biz.
Yine de sevgi ile yaklaşırız her varlığa,
Seçeriz gösterdiğin sevgi desenli yolu biz...


EL-MECÎD


Azamet ve kudretinden yaklaşılamaz yanına,
Ta'zîm eder seni yer-gök, övgü yaraşır şanına,
El-mecîd'sin, sahib olan sensin erilmez şevkete;
Lutfedensin kullarının ahvâl-i perişanına...
Yârabbi!..
Erişilmez sana Yârab,
Cisim yanar celâlinden.
Erir, buhar olup uçar, hangi göz bir nebze görse
O mübarek cemâlinden...
Kimseler yaklaşamaz sana azametinden,
Titrer cümle kâinat o İlâhî haşmetinden...
Azimü'ş-şân'sın Yâ Rabbi,
Azâmet-şân sana mahsus.
Sonsuz kerem, sonsuz ilim,
Sonsuz gufran sana mahsus...
Hikmetin gafillere çözülmez bilmecedir,.
Gaflet ile örtülü göze her dem gecedir...
Elbette gafil olan sezemez hikmetini,
Yine esirgemezsin onlardan nimetini...
"Her vasfın yücedir Yârab,
Senin her adın ulu.
Bize şefaatçi kıl
Âlemleri uğruna yarattığın Resûl'u...
Yönelt yanık gönlümüzü sevgiye,
Gerçek lâyık olan sensin Yâ İlâhî övgüye...
Sezadır övgülere kudretin ve ihtişamın,
Zerre ihtişamın gizli gurubunda bir akşamın...
Binbir ümit kanatlanır her sabahın seherinde,
Yıldızlar seni zikreder her gece yerli yerinde.
Hem yaklaşamayız sana,
Azamet ve kudretinden,
Hem seni severiz Yârab,
Hem korkarız haşmetinden...
Şüphesiz sensin yaratan, rızkımızı veren sensin,
Bizi en gizli ücrada gören sensin,
Bizim için nimetini yeryüzüne seren sensin,
Vâde dolunca bizleri dalımızdan deren sensin...
El-Mecîd sensin İlâhi, senindir kudret ve şân,
Tüm övgüler sanadır, kurtulur sana koşan... 

EL-BÂİS


Nimet senin, lûtfun ile yüzümüzü güldürensin,
Hikmet senin, bir zamanı bin mekâna böldürensin,
El-bâis sensin ilâhî, diriltirsin ölenleri;
Haşre diriltmek üzere dirileri öldürensin...
Yârabbi!..
Sende gizli "Ba's ü ba'del-Mevt"in sırrı,
Ölüm bir son değildir, biliriz Yârab...
Elbette mîzân kurulup, verilecek hesab;
Sanırlar ki öldük de kurtulduk,
Zannederler ki kabirde huzuru bulduk...
Unutup da Yaratan'ı zulmederler, kibrederler,
Alır yetimin hakkını, haram-helâl demez yerler.
Düşünmeden encamını bunca irtikâb, ihtikâr,
Sanırlar ki, her yapanın kalacaktır yanına kâr.
Umursamadan bir lâhza ulu Rabbin gazabını,
Çekecekler kıyamete kadar kabir azabını...
Ve emrinle dirilecek cümle ölüler bir anda,
Ağdem'den son insana, hepsi aynı zamanda,
Ağaçsız, engebesiz o meydân-ı arasat
Üzerinde ameller bir bir edilir hasat...
İlâhî emir ile İsrafil üfler Sûr'a,
Baş açık, yalınayak herkes varır huzura...
Yârabbi, ba'sedersin bil cümle ölüleri,
Kimse kımıldayamaz ne geri, ne ileri.
Ne ihtilas günüdür, ne irtikâb günüdür,
Vurulur ulu mizan, o gün hesâb günüdür...
Herkesin elindedir gayrı amel defteri,
Herşey ayandır sana, ne şâhid ne müfteri­
Her uzvumuz apaçık eder suçunu beyân,
Senden gizli ne var ki? Her fiil sana ayan.
Sizlere o mahşerde görünme celâlinle,
Muhammed aşkına Yârab, lutfeyle cemâlinle.
Mağfiret et bizlere Gafur vasfınla Yârab,
Merhametin olmazsa, orda hâlimiz harâb...
Girilip kıyamette, kıyam eder ölüler;
Nedir bu başıboşluk, uslanın ey deliler!.. 

EŞ-ŞEHÎD


Şâhid sensin her olaya, her yerde hâzır olansın,
Gören sensin her fiili, herşeye nazir olansın,
Senden gizlenemez yârab, hiçbir kusur, hiçbir fiil;
eş-Şehîd'sin, her gizliye aşikâr huzur olansın...
Yârabbi!..
Bilirsin herşeyin mâhiyetini,
Bilirsin eşyayı hem içinden, hem dışından,
Şahidisin her fiilin, ta başından,
Hâdiseyi seyredersin akışından...
Nerde işlenir ise işlensin cümle günâh,
Tek bir gören olmasa da, şahidi sensin ey İlâh.
Yapayalnızken bile ben yalnızım denemez,
Ey Şehîd, elbet senden hiçbir şey gizlenemez..
Bilirsin Yâ İlâhî, kimin ne dediğini,
Görürsün sık dallarda kuşun kurt yediğini,
Bir kuzuya eziyet ederse dağda çoban,
İzinizi yitirmez gezsede-yaban
Bir evlad asi olsa ana ve atasına,
Şahid sensin kuluna, hatasına.
Her yerde sensin hazır,
Her şeyde sensin nazır,
Her kim ki ne yaparsa, sen onun yanındasın,
Şahitsin fiilin ilk ve son anındasın…
Bir kulun bu dünyada suçunu gizlesede,
O suç ona kar gibi kalmıycak kesede…
Gözeten sen, gören sen,
Cümle sırra eren sen,
Kulun kurtuluşuna sebepler gönderen sen…
Şahit sensin, yargılayan yine sensin,
Mazlumları her zorlukta elbette ki gözetensin.
Nereye kaçarız senden,
Her taraf seninle dolu.
Ya İlahi, kudretinden var mı kurtuluşun yolu?
Sensin her olayı bilen, sensin her fiile şahid,
Şahid ol imanımıza, yüce vasfınla eş-Şehid…



EL-HAK


Gerçektir uluhiyetin, sensin elbet zat-ı mutlak,
Kabul eyler varlığını senin lutfettiğin idrak,
Senden özge ilah yoktur, alemlerin rabbi sensin;
Yaratan sen, kulluk sana; ya ilahi sensin el-Hak…
Yarabbi…
Fanidir cümle varlık,
Varlığı hak olan sensin.
Her varlığın bir sonu var,
Her dem zat-ı mutlak sensin…
Doğar ve zevale erer yarattığın güneş,
Dağılır zerre zerre vakti gelince yıldız.
Değişmez varlığın senin,
Hep var olan sensin yalnız…
Her nesnenin, her canlılın ömrü vardır,
Hükümleri ömürleri kadadırdır…
Ebedi olan sensin,
Ve sensin ezelî...
Senin Hak olan varlığın
Celâl ile ilim ile, izzetle bezeli.
Ta'zîm eder yarattığın zerreler,
Tesbîh eder devrederken kürreler,
Kendisini yaratan o zât-ı lem-yezeli...
Ebediyyen zail olmaz kudretin,
Her varlığa nüfuz eder hikmetin,
Yarattığın küçük-büyük âlemler,
Zamanları geldikçe yok olur birer birer...
Var olan sensin İlâhî, ezelden ebede dek,
Kurur pınar, solar yaylada çiçek,
Bir sebep halkedersin varlığa zeval olur,
Göçüp gider insanlar, varlığı hayâl olur.
Fânidir cümle varlık,
Hayâldir cümle gerçek,
Gerçek olan sensin Yârab, sensin tek...
Tek sensin İlâhî,
Ebediyyen hiç bir vasfı zail olmayacak
Sensin gerçek olan varlık,
Senin adındır el-Hak...


EL-VEKİL


Sensin tevekkül hedefi, kalb meyleder senden yana,
Sana tevekkül edeni garkeden sensin ihsana,
Gücümüzü aşan işte, elbette sensin el-vekîl;
Ne güzel vekilsin yârab, tevekkül eyledik sana...
Yârabbi...
Sonsuz merhametinle
Aşılmaz dağlan yol edersin kullarına,
Bunaltan darlıklarda
Himmetini tutunacak dal edersin kullarına,
Yoklukların içinde kıvranırken çaresizler,
Lütfeder de, azlıkları bol edersin kullarına...
Erer mutlak selâmete
Sana bırakılan işler,
Sen vekîl olursan Yârab, aşılmayan engel mi var?
Eğilir dağlar, yollar genişler...
Sen vekîl olursan kullarına;
Yakmaz ateş, boğmaz su, kapmaz uçurumlar,
Çöller vaha olur birden, su olur tutuşan kumlar.
Sen vekîl olursan Yâ İlâhî;
Dev kayalar karlar gibi ezilir,
Çelik gibi engeller su olur yere süzülür...
Sen vekîl olursan Yârab;
Gönülleri duman almaz,
Çözülür birer birer yollardaki engeller,
Yüreği sıkan ipte kördüğüm kalmaz...
Kotarırsın gariplerin
Sana tevekkül ettikleri işlerini,
Suya çevirirsin zehirini akrebin,
Hamur gibi yumuşatırsın canavarın dişlerini...
Sana tevekkül edenin yok ise gayrı kimsesi,
İnanmışsa, kalbinde yok ise vesvesesi;
Çalınmaz, bağlanmamış olsa bile devesi...
Biz sana sığındık Yârab,
Tek sana eyledik tevekkül...
İnandık yaratan sensin, tek seni biliriz İlâh,
Biliriz ki, yalnız sende felah...
Ey İblîs, şaşırtma bizi, yolumuzdan geri çekil!
Biz ki, cümle işimizde Allah'ı seçmişiz vekîl... 

EL-KAVÎ


Hiç bir kudret asla senin gücünle olmaz müsavi,
Her güç senin kudretinin ufak bir cüz'ünü hâvi,
Hiç düşmeyen acze sensin, senindir kemâl-i kudret;
Her şeyin üstünde gücün, sensin elbette el-Kavî...
Yârabbi...
Diğer sıfatların gibi gücün de namütenahi,
Sonsuz kuvvet sana mahsus, el-Kavî sensin İlâhî.
Sana yorgunluk erişmez,
Tükenmez gücün kuvvetin.
Celâlin çok fevkindedir her hiddetin...
Gafil olup da güvenen sınırlı kudretine,
Elbette rüsvây olur, râm olup kuvvetine...
Hükümdar sensin İlâhî, ferman senindir,
Tükenip eksilmeyen derman senindir...
Senin ulu irâdende, tükenmeden çağlayan güç,
Kendini güçlü sananın kollarını bağlayan güç....
Her kim ki kudretine yanılıp kibreder de;
Bakar ki acz içinde uzanmış kara yerde...
Senin merhametin gibi kuvvetimi de sınırsızdır,
Seni tâ'zîm etmeyen baş, elbetteki akılsızdır...
Senindir kuvvet ve kudret,
Senindir celâl ve izzet,
Bizler ki âciz kullarız,
Yâ İlâhî bize lütfet..
Secde eder sana gökler, secde eder sana yer,
Irmaklar sana koşar,
Dağlar sana baş eğer...
Yoktur senin ilminde bilinmez yol, müphem iz,
İlminden, kuvvetinden yoktur asla şüphemiz...
Kuvvet-i tâmme senindir,
Sanadır minnet, sanadır ihtiram.
Cümle kudret senin sonsuz kuvvetine olur ram..
Kuvvetin de tıpkı diğer sıfatların gibi,
Ermiştir erilmeyen kemâle.
Zeval bizedir İlâhî, kul biziz.
Senin sonsuz gücün asla ermez zevale...
Hiç bir kuvvet, kuvvetine değil müsâvî,
Zeval olmayan güç senin, sensin el-Kavî...

EL-METÎN


Sonsuzdur lutfun senin, ganîdir merhametin,
Yoktur sana meşakkat, sensin gücünde metîn,
Gelmez yorgunluk sana, eksilmez gücün yârab;
Seni inkâr edene olur azabın çetin...
Yârabbi...
Yoktur senin gücüne zeval,
Pervan yoktur meşakketten ve mihnetten...
Gücün her şeye yeter,
Kudretin sonsuz, metanetin sınırsız,
Bize verdiğin güç, yorulunca biter,
Kesilir dermanımız...
Her zorluk karşısında tükeniriz çaresiz,
Çâre sensin Yâ İlâhî,
Bizleri bırakma âciz...
Hiç bir zorluk seni hâşâ
Düşüremez acze,
Hem yönetir âlemleri, hem edersin temaşa,
Acıyan sensin İlâhî, şu garip hâlimize,
Götüren sensin yollara,
Çarpan sensin münkirleri taşa...
Yârab, her zaman bizim çürüktür işlerimiz,
Sağlamlık sendedir, senindir salâbet,
Şu fâni dünyaya şöyle
Geliş gidişlerimiz,
Elbette ki senin ulu emrine icabet.
Bizler zora gelemeyiz,
Encamını bilemeyiz,
Sensin El-Metîn İlâhî, sende metanet....
Eksilme olmaz hiç bir zaman kuvvetinde,
Umudumuz her zaman tükenmez rahmetinde.
Yârabbi, Metîn vasfınla ver bize metanet,
Yolumuzu gören sensin,
Sen ver doğru istikamet...
Sapkınlardan olur isek, biliriz azabın çetin,
Tevbe edersek İlâhî, yetişir mi hidâyetin?
Düşürme bizi âcze, metanet ver yaşamaya,
Hayat zor, ölüm elîm, kıyamet çok çetin;
Sen merhamet edersen kurtuluruz ey el-Metîn.

EL-VELİ


Gerçek dost sensin ilâhî, senden gelir yardım eli,
Ne senden sonra kalan var, ne vardı senden evveli,
Kotarırsın akılların almadığı cümle işi; sendedir velayetimiz, elbette sensin el-velî....
Yârabbi...
Her dem bakî kalan sensin,
Veren sensin, alan sensin,
Derdi verip, dermanını aramaya salan sensin...
Yetişirsin sıkışınca sana muhtaç kullarına,
Hakîkî dost sensin Yârab...
Yetîme, garîbe imdâd eden sensin,
Nice viranelikleri âbâd eden sensin...
Seversin yarattıklarını sana âsî olmadıkça,
Yardımcısısın mazlumların...
Asla dönmezsin va'dettiğinden,
Seni böyle bilmeyenler hâşâ çıkar dinden...
Sen ki şahdamarından yakınsın her kuluna,
El-Velî'sin koyarsın cümle işi yoluna...
Sevdiğin kuluna dostsun.
Münkirlere düşman.
Senin yolundan çıkanlar er-geç olur pişman..
Koruyan sensin İlâhî şeytanın şerrinden,
Muhafaza eyle bizi yarattıklarına kinden.
Senden dilediğimizi verensin Yârabbi,
Hâl-i perişanımızı görensin Yârabbi...
Biz ki sızlanırken ufak bir külfete,
Sen ki bizi garkedersin bunca nîmete...
Farkında olmadan bir bakarız işimiz tam,
Yaşamak gibi en zorlu iş, birden bulur hitâm.
Uyurken bile nefes alır, nefes veririz,
Haykırırız damar damar,
Avaz âvâz ses veririz...
Yatağımızda yatarken gezeriz düş âleminde,
Sabahleyin uyanırız ter ü taze ve zinde...
Seven sensin, dost sensin, yâr sensin,
Sonu hiç gelmeyecek gerçek iktidar sensin...
Yoktur senden sonrası, yoktu senden evveli,
Yârabbi sensin el-Velî...

EL-HAMÎD


Yer-gök eder seni ta'zîm, riyasız övgüler sana,
Sensin ulaştıran bizi, lutfunla sonsuz ihsana,
Övgülerin yücesine lâyıktır cümle sıfatın;
el-Hamîd sensin ilâhî, hamd ü sena, hamd ü sena...
Yârabbi...
Yarattığın cümle varlık
Seni ta'zîm eder her an,
Sensin cümle övgülere olan lâyık,
Sana minnet Yârab, sana sonsuz şükran...
Karşılıksızdır senin lütuf ve ihsanların,
Verirsin cömertçe o sonsuz hazinenden.
Senindir Yâ İlâhı rûh ve beden,
Verirsin rızkını hayvanların, insanların,
Verirsin ihtiyacını herkesin, istemeden...
Sevgiyi veren sensin gönüllere,
Yarattığım acıyıp sevensin.
Lâyık olan en yüce sevgiye elbet sensin,
Sezadır her sıfatın en yüce övgüye,
Sensin seven, sensin hedef olan en yüce sevgiye.
Balçıktan yarattığın kullarına,
Nimetini, cennetini, nurunu va'dedensin,
Hamd sanadır Yâ İlâhî,
Elbette el-Hamîd sensin...
Binlerce şükür, binlerce minnet sana,
Lâyık eyle bizleri verdiğin bu ihsana...
Esirgemezsin bizlerden onca nimetini,
Yine de bilmeyiz biz nimetinin kıymetini...
Topraktan yarattığına,
Topraktan rızk yaratırsın.
Kuru dalı yapraklarla, çiçeklerle donatırsın.
Çiçekten olan meyveyi edersin bizlere azık,
Eyvah bunu görmeyene,
Bunu bilmeyene yazık!..
Her övgünün üstünde sen,
Her sevgi sana az,
Çiçek açar dergâhında sana gönderilen niyaz.
Minnet sana, şükran sana,
El-Hamîd sensin Yârab, her dem sana
Hamdü sena... 

EL-MUHSÎ


Sonsuzluk münhasır sana, cümle sırrı silen sensin,
Akıl almaz her hesabin üstesinden gelen sensin,
el-Muhsî sensin ilâhî, her şeyi edensin ihsâ;
Gölde suyun, çölde kumun sayısını bilen sensin...
Yârabbi...
Almaz âciz aklımız, sonsuz diyip geçeriz,
Senden özge sonsuz yoktur,
Bilensin her şeyin sonunu...
Denizde kaç damla su, suda kaç molekül var?
Kaç zerreden oluşur döne döne düşen kar?
Var oluşundan beri dünyaya konup göçen
İnsanların sayısı elbette bize müphem,
Sen bilirsin yarattığın her şeyin sayısını,
Bütün ayrıntılarıyla...
Sayılıdır Yâ İlâhî aldığımız nefes,
Bilirsin yayılırken kaç zerreyi titretir
Hançeremizden kopan bir ses...
Kaç hücreyle bir yarayı ondurur,
Kaç zerreyle bir vîrânı âbad edersin?..
Ayırırsın yarattığın her şeyi,
İlâhî ilmin ile ta'dâd edersin...
Yoktur senin ihtiyacın hesâb ve kitaba,
Sâdece emredersin, yalnız murâd edersin...
Bir küçücük bütünü oluşturan zerreler,
Arzeder sayısını ilmine birer birer...
Muhsî vasfınla sayarsın ey İlâh,
Zâyî olmaz zerre kadar bir hayır,
Yazılır defterimize birem birem her günah...
Sayıları bellidir gökteki yıldızların,
Ölçüsü malumundur akıl almaz hızların.
Sana an bile değil binlerce ışık yılı,
Biliriz koyunların yünü bile sayılı...
Bize saymak muhaldir başımızdaki saçı.
Sen bilirsin kaç zerre saçımızın bir kılı...
Yarabbi tevbe ve şükür dilimizde nice azdır,
Bu ne gaflet, bu nice niyazdır?..
Sana her gün tevbe ve şükretsek de yeri var,
Verdiğin şu bedendeki hücre sayısı kadar... 

EL-MÜBDİ


Yarattığın her varlığı nakış-nakış donatansın,
Verip idrâki insana, hikmetini aratansın,
el-Mübdi sensin ilâhî, ilki senindir her şeyin;
Modelsiz, maddesiz cümle âlemleri yaratansın.
Yârabbi...
Hiç bir şey yok iken sen vardın,
Seninle başlar zaman ve mekân...
Yarattıklarının yokken hiç bir modeli,
Şekil verdi eşyaya kudretinin eli...
Her şeyin bir maddesi var biz kulların için,
Biliriz ki demirin cevheri var toprakta,
Araştırıp buluruz, rengi yeşildir niçin;
Hangi maddeler geçmiş içice bir yaprakta?..
Biliriz çamur olur karışırsa suyla toprak,
Toprağa dikilen dal, yeşerir yaprak yaprak...
Tahlîl edip görürüz kandaki plâzmayı,
Başka şeyler de vardır gidilirse derine.
Ağaç ve grafitten kalem ile yazmayı
Beceririz selüloz kâğıdın üzerine...
Nedir kanda antikor, kâğıttaki selüloz?
Kapatır ufkumuzu aklımıza sinen toz...
Düşüncemiz, düşlerin yandığı yerde tüter,
Aklımızın takati, erdiği yerde biter...
Yok iken hiç bir madde,
Yok iken hiç bir model,
Senindir her nesneye şekil veren ulu el...
Hikmetindeki sırrı bizlere aratan sen,
Yârabbi, her nesneyi iptida yaratan sen...
Senin halkettiğinden yapıyorsak bir şeyler,
Senin sonsuz gücüne kulların gücü n'eyler?.
Yarattığın maddeye vermek isterken şekil,
Yine sendendir kerem, yine sensin el-Vekîl.
Bilmeyiz beynimizin içinde ne sır saklı,
Salarız enginlere beynimizdeki aklı...
Senden olamaz asla gizlimiz ve saklımız,
Neye benzer, dirheme vurulur mu aklımız?..
Bunları düşünmeye aklı veren de sensin,
Mübdi'sin, âlemleri iptida halkedensin... 

EL-MU'ÎD


Yeri yükselten göklere, göğü yere indirensin,
Dolunca verdiğin ömür, can çerâğın söndürensin,
Öldükten sonra iade edersin yeniden ruhu;
el-Mu'îd vasfınla yârab, hak hayata döndürensin...
Yârabbi...
Şüphesiz ki ölüm bir son değildir,
Alırsın Ölüm ile fânî hayattan bizi.
Uyarız dön emrine,
Bitirince dünyada şu kısa süremizi.
Biliriz ki bu dünyada kimseler payidar kalmaz,
Kalır aklımız dünyada, dön diyince durmak olmaz..
Son buldu saltanatı cümle hükümdarın,
Dün yaşadık, bugün varız, var mı bizim için yarın?
Biner İblis'in atına mahmuz vurur,
Bir türlü gafil nefsimiz yola gelmez, gemi almaz...
Görmektesin Yâ İlâhî,
Binip de nefsin atma,
Serâzad seyiplenen şu azgın ruhlu güruhu;
Bilmezler mi alan sensin bedenden,
Hesap için yine verensin ruhu...
Yârabbi, kıyamette hesabı göreceksin,
Boynu bükük, elimizde amel defterlerimiz,
Elbette bu defteri yine sen düreceksin...
Nereden geliyoruz, nereye gidişimiz?
Öldükten sonra ruhu yeniden vereceksin,
Günâh ve sevâbları bir bir sereceksin,
Verdiğin ruhu bir tel gibi gereceksin...
Biliriz, bir ölümle bitmez bizim işimiz,
Bir başka olacaktır ikinci gelişimiz...
Hükümdar sensin Yârabbi, kral kimdir?
Emrine uymayanlara azabın elimdir...
Biz seni Rahman biliriz, Rahîm biliriz,
Senin emrinle ölür, emrinle diriliriz...
Yârab, bağışlayan sensin o çetin azabından,
Rahmetine sığınırız yine senin gazabından...
Fânî biziz, hep bakî olan yalnız sensin,
El-Mu'îd'sin, ruhları iade edensin... 

EL-MUHYÎ


Nebat köküne özsuyu, damara kan veren sensin,
Engin denize damlayı, zamana an veren sensin,
İhya edensin her şeyi, el-muhyî sensin ilâhî;
Alan sensin canı tenden, cansıza can veren sensin.
Yârabbi...
Tarlada yeşil başağa nasıl veriyorsan dane,
Sensin bağışlayan canı, ruhu veren her bedene.
Bir bakarız ki toprakta, tohum durmuş tomurcuğa,
Can bahşeden sensin ana rahminde çocuğa...
Bağışlayan sensin bir ömürlük zamanı bize,
Yaratan sensin bedeni, veren sensin canı bize.
Bizi halkedeceğini bilirdin ezelden beri,
Hulka vesile edensin fânî bedenleri...
Yoktu fânî bedenimiz, yoktu hayatımız,
Elbet senin kudretinde yine memâtımız...
Veren sensin bedenlere sağlık ve selâmet,
Varlığını ihtar eder en küçük alâmet.
İnandık ki yaratansın,
İhya edensin gönülleri.
Çileten sensin bülbülü verdiğin hasretle,
Sensin güzelleştiren dalında gülleri...
Nebatta tohumu, canlılarda dölü,
Bir zaman bekletirsin âtıl ve ölü.
Sonra vesile edersin her birini bir bedene,
Vâris edersin her geleni bir gidene...
Devreder durur hayat,
Tükenirken bir nesne tamamlayıp ömrünü,
Yerine kâim edersin öbürünü.
Buhar olup uçar su,
Bulut olur, yağmur yağmur toprağa yağar,
Sel olur akar denize,
Deniz gibi dalgalanır canlılar;
Biri ölür, biri doğar...
İnayet senden İlâhî,
Ya etmezsin, ya edersin.
Vîran edersin âbâd ettiklerini,
Can bahşedip, yeniden ihya edersin.
Yâ İlâhî, yarattığın her şey güzel,
Yaptığın her-şey iyi;
İhya edensin âlemi, sensin el-Muhyî... 

EL-MUMİT


Ebediyyen var olansın, seksiz var idin ezelî,
Yakasındadır her nefsin, tadacağı mevtin eli,
Hayat gibi ölümü de halkeden sensin ilâhî;
el-Mümît’sin, vadesinde gönderen sensin eceli.
Yârabbi...
Eceli gönderen sen,
Ölümü yaratan sen,
Can verdiğin bedene mevti uygun gören sen,
Ölümün şuuruyla doğarken ağlatan sen...
Sana dönecek ervah, toprak olacak beden,
Dönmedi bunca zaman dünyayı koyup giden...
Can verdiğin her beden dünyaya gelecektir,
Gülecekse dünyada ömrünce gülecektir.
İmân eyledik Yârab,
Her nefis mevti tadıp, mutlaka ölecektir...
Fânî bedeni yiyecek, üstünde gezdiği yerdir,
Ölüm her canlıya bir gün mutlak mukadderdir...
Dün doğumuna sevinç,
Yarın ölümü için tutulan yasıdır.
Bir ömürlük ödünç aldık zamandan,
Bu dünya elbette imtihan dünyasıdır...
Doğan her nefis bir gün ölecektir mutlaka,
Biz ki fânî kullarız, Allah'a mahsus beka...
Ölüm bir son değildir,
Bir eşiktir fena ile beka arasında.
Yerli yerindedir her şey,
Herkes kendi sırasında...
Sırası gelen doğar, sırası gelen ölür,
Her gün ağlayan ölür, her zaman gülen ölür...
el-Mümît vasfın ile yaratan sensin ölümü,
Nedir bu atâlet Yârab, cemiyet sağ mı, ölü mü?.
Bahşettiğin canı taşır,
Verdiğin rızkı yeriz de;
Yine de yürümeyiz bize gösterdiğin izde...
İltica sana Yârab, yaşarken de, sonra da,
Yetişen sensin her an kullarına imdada...
Biraz iz'anı olan keser mi senden ümid?
Sensin bahşeden ruhu, elbette sensin Mümît...

EL-HAYY


Doğan günde, esen yelde, açan gülde murad sensin,
Diyen dilde, yapan elde, çalan telde sanat sensin,
Söner güneş, kayar yıldız, her hayatın bir sonu var;
Hayy sana münhasır yârab, sonu gelmez hayat sensin.
Yârabbi!..
Tomurcuğa durur dallar,
Tomurcuk döner çiçeğe.
Meltem meyveleri sallar
Sonu bilinen gerçeğe...
Akşam olur, döner rengi dağların.
Döner güneş, döner dünya, döner su
Buza, kara, buhara...
Döneriz günü gelince, dön emrinle sana biz;
Beden olur, toprak olur, hayâl olur döneriz...
Sultan olsak sonu belli, köle olsak ne çıkar?
Ateş olsak, cirmimizce bir yer yakar söneriz.
Sönmeyen sensin İlâhî, dönmeyen sensin.
Dönen biziz verdiğimiz sözden Bezm-i Elest'te.
Yaprak solar, ağaç kurur, devrilir;
Ağaç, ağaç iken sonunu bilir...
Yapraklan eller gibi açılır da semâya,
Kökleriyle seni arar derinde.
Gölgesiyle, meyvesiyle sana şükrü edaya
Gayret eder ona hayat bahşettiğin yerinde...
Ruhsuz sandığımız dünya, güneş., ay;
İlâhî cezbenle devreder durur,
Verdiğin hizmette eylemez kusur...
Biz garip bedenler, bunca ham ervah,
Sana dikleniriz, eyvah ki eyvah!..
Biliriz ki, ölecektir doğanlar,
Göçüp giden birer candır zaman içinde anlar...
Ebedî hayat senindir Yârab,
Senindir cümle zamanlar.
Hayy sensin İlâhî, sensin sonsuz hayat,
Senden hayat bulur cümle canlar...
Bedene can veren özge can sensin,
Ezelden ebede yaşayan sensin,
İmân ettik Yâ İlâhî,
Hayatı kendiyle başlatan sensin... 

EL-KAYYÛM


Her şey senin ile başlar, herkes şenden seni umsun,
Seni görmek isteyen göz, özünü özünde yumsun...
Sana -hâşa- yok diyenler, benliğini inkâr eder;
Zira zamanı başlatan, mekânı kuran kayyum'sun..:
Yârabbi!..
Senin verdiğin akıl elbet algılayamaz
Ne senden sonrasını, ne senden evvelini...
Kendini bilen akıl bendini çalkalamaz;
Ne yıldızlar kadar çok,
Ne de kumlar kadar az
Bir çizgide kalamaz...
Ne sorar sonrasını, ne arar evvelini.
Çocuğun kesse aklı, uzatır mı ateşe
O minicik elini?..
Var idin en evvelden,
Her şey yok olsa bile, hep var olacaksın sen...
Zaman nerde başladı, acaba nerde biter?
Kaç ışık yılı ırak bizlere galaksiler?..
Zerredeki dengeler, dengelenmeyen genler,
Kimin emriyle gezer uzayda gezegenler?..
Göl olan damlacıklar, buharlaşan dereler,
Bu sesleri nereden buluyor hançereler?..
Söyle biliyor isen, ey âciz akıl söyle!
Başlarını almış da nereye gider böyle
Serseri ve serâzad, çağlayan gibi güruh?..
Nerelerde dinlenir bin yıllardır bunca rûh?..
Karşılarken bunca yıl gelenleri gidenler,
Toprağı taşırmıyor toprak olan bedenler...
Yârabbi!..
Yaratanı inkâr etmek ne gaflet.
Bey etme özgelere, bizi kendine kul et!..
İmân olsun bu yolda gönlümüzün yolluğu,
Biz cihana sultanlığa değişmek istemeyiz
Âlemleri yaratan bir Allah'a kulluğu...
Yârabbi, Kâyyum sensin; yoktur senden evveli,
Seni ve sevdiğini severiz rızân için
Seni sevdik seveli...
İlâhî, yaşat bizi sana lâyık kul gibi.
Yârab, bizi uzak tut boş hayâller kurmaktan;
Serip de aklımızı dikenlere çul gibi,
Üstüne oturmaktan...

EL-VACÎD


Münezzehsin kusurlardan, hep müstağni olan sensin,
Dileyince verdiğini, isteyince alan sensin,
Mürâd eylediğin her şey hazır olur huzurunda;
Kaçış yok senden ey vâcid, gel diyince bulan sensin.
Yârabbi...
Hükmünü infaz etmeye,
Ya da kabzetmeye ruhu,
Gerek duyduğun anda bulursun kullarını.
Sonsuz kudret sahibisin, ermediğin yer yok,
Basîr vasfınla İlâhî, görmediğin yer yok...
Sırtını senin verdiğin kudrete yaslayanlar,
Kibre ram olup da, ilâhlık taslayanlar
Nerdeler? Hiç birinden eser yok...
Sonsuz gücünden özge güce yoktur ihtiyacın,
Sonu geldi emrin ile nice tahtın, nice tâcın...
Ol der isen oluverir her şey,
Dize gelir cüce önünde devler.
Dilersen âbâd edersin vîrân olan haneleri,
Emredersen vîrân olur evler...
Bulmak için aramana gerek yoktur senin Yârab,
Yarattığın her şeyi bulansın.
Gizlenmek ne mümkün senden,
Senden ne mümkün kaçış?
Sen isteyince bulan, el-Vâcid olansın...
Aklı olan elbette gizlenmeyi denemez,
Hiç bir yer asla senin ilminden gizlenemez...
Senden kaçan gafiller,
Senden gayrı sığınacak bulamaz.
Her yer senindir Yârab, her yerde sen varsın,
Kimse senin hükmünden, kaçmakla kurtulamaz..
El-Vâcid sensin İlâhî, bizi her an bulursun,
Sen karanlığı saran sönmeyecek bir nursun.
Sensin âciz kullarına merhametinle yaklaşan,
Sensin o sonsuz kudreti sonsuzluğu aşan...
Veren sensin, alan sensin,
Aramadan bulan sensin,
Duyan, bilen, gören sensin;
Cemâlini görenlerden eyle bizi Yârabbi!
Şefkatine erenlerden eyle bizi Yârabbi!..

EL-MÂCİD


Nice vasfeylesin kalem, keremini yâ rabbena?
Kullardaki meziyyeti eden sensin medh ü sena.
el-Mâcid'sin; şânın Yüce, sonsuzdur kadr ü keremin;
Hata örtmek yüceliği sana mahsus, yalnız sana...
Yârabbi...
Methine mazhar olur, iyi işler yapan kulun,
Tevbe etse bağışlanır yanlış yola sapan kulun.
Översin iyiliği, hayır ve hasenatı,
Seversin hayra olan her işi ve sanatı.
Rızânı kazanan kul, elbet sana yâr olur,
İnsanlığa hizmet eden lutfuna mazhâr olur...
Rızân için sevenler hedef olur sevgine,
Erer senin o yüce, o erilmez övgüne...
Kulun iyiliğini eyliyorken aşikâr,
Örtersin hataları...
Kapatır, fahşetmezsin suçlarını kulun,
Nadim olunca bağışlar,
Sararsın şefkatin ile...
Beyhude koşup dururuz nefsin emriyle nafile,
Geçer gider günlerimiz, binbir hata,
Bin gaf ile...
İhsanın bol, lutfun sonsuz,
Ölçüye gelmez keremin;
Sensin bizi âkibetimizden eyleyen emîn...
Sarar sonsuz merhametin nice âsi kulu,
Şanın yüce, ilmin yüce, izzet ve celâlin ulu...
Bağışlarsın cümle kusurumuzu,
Faşedip de âleme bizi utandırmazsın.
Yüceltir hayatımızda senin verdiğin şeref,
Dilersen tenzil edersin,
Dilersen edersin ref...
Senindir şereflerin yücesi,
Şanın en ulusu senindir;
Yârabbi, kibrimizin yücelttiği gönlü,
Lutfunla tevazu gölüne sen indir...
El-Mâcid sensin İlâhî, düşenleri kaldıransın,
Bizi muhabbet gölüne şefkatinle daldıransın,
Azamet ve muhabbetin o yüce zâtında gizli;
Et yüreği gönül edip, muhabbetle dolduransın., 

EL-VÂHÎD


Sonsuz kürre ve zerreden yaratmışsın gökle yeri,
Yönetirsin kudretinle akıl almaz âlemleri, ef-Vâhid'sin,
Çoklukları yaratan tek ilâh sensin; yoktur zât ve sıfatının asla eşi ve benzeri...
Yârabbi...
Yoktur eşin ve benzerin, birsin...
Senin kudretin sonsuz, her şeye kadirsin.
Başlangıcın yoktur senin, bitmeyeceksin,
Ortağın yoktur senin, teksin...
Senin yarattıklarından
Olur mu hiç sana denk?
Senindir sonsuz hayat, senindir tam iktidar,
Sensin bitmeyen ahenk...
Hamakat ehlidir elbet sana şerik koşanlar,
Senin verdiklerinle çağıldayıp coşanlar...
Bilirsin gönüllerde nasıl belirir niyet,
Yârabbi sensin ehad, senindir vahdaniyet...
İnsan insana benzer, dağ dağa benzer Yârab,
Deniz denize benzer, bağ bağa benzer Yârab,
Deve hörgücü benzer devenin hörgücüne,
Bir kartalın gücü denk, bir kartalın gücüne.
Senin sonsuz kudretin hiç bir güce benzemez,
Senin gücün önünde başkasının gücü ne?..
Hiç kimsenin kemâli erişmez kemâline,
Benzemez hiç kimsenin cemâli cemâline...
Yarattığın insanlar çoğalır kumlar gibi,
Gökyüzünde yıldızlar yakarsın mumlar gibi,
Ormanlarda sayısı bilinmeyen ağaçlar,
Her dem bir başa konan yakut kakmalı taçlar,
Dallarda açan çiçek,
Uçuşan kelebekler.
Sayısız küçük böcek,
Senin emrini bekler...
Ağaç ağaca benzer, çiçek çiçeğe benzer,
Kimi zaman hayâller bile gerçeğe benzer.
Senin ulu varlığına hiç bir şey benzeyemez,
Birsin, teksin Yârabbi, Birazcık aklı olan ortağın var diyemez...
İmân ettik İlâhî, yok senden gayrı ilâh; Lâ ilahe illallah!..




Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Remzi ALİOĞLU, 20.10.2011, 14:14 (UTC):
Bu şiirin yazarı kim?
Hangi kitaptan alınmıştır.
Bilgi verebilirmisiniz.

Yorumu gönderen: Sadettin Kaplan, 15.10.2011, 18:38 (UTC):
Muhterem kardeşim,
Allah hayrınızı kabul eylesin. Çok güzel bir site ve çok güzel bir hizmet. Ancak, bu eserinşairi meçhul mü? Biz bu eserin şairini Sadettin kaplan olarak biliyorduk. Hakkı ketmetmek, Allah'ın HAK vasfına uyar mı?. Hele adı Allah'ın kulu olan bir kardeşimizin sitesinde kul hakkına tecavüzü uygun mudur? Alıntı zyapılan kitap iki değişik yayınevince mükerreren basılmıştır. Hakkın teslimi ve bilgi verilmesi şimdilik bir dost ricasıdır. Selamlar...



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:

   
Senden Önce 261457 ziyaretçi (700356 klik) Kişi Buradaydi.
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=